Sevgili Dost,

Sosyal medyada takip ettiğim naif bir şahsiyetin gayet sofistike bir el yazısıyla yazıp paylaştığı, beni okurken zorladığı ve bitiminde de derinden etkilediği Ali Ural ın kaleminden bir bukledir aşağıdaki🙂 buyrunuz efendim..

Üzüntülerimiz, günlük hayatımızdaki ödevleri bile normal şekilde yapmamızı engelliyor. Kaderin ağına takılan balıklar, çırpına çırpına ölüyorlar. Mutluluk bir seyahat şekli olması gerekirken, bir türlü ulaşılamayan hayali istasyonlar haline geliyor. Yüzlerimiz hüznün yüzlerce elbisesinden hangisini seçeceğine bir türlü karar veremiyor. Aynı hava sıcaklığında bir gün üşürken, bir başka gün terleyebiliyoruz. Bir gün kahkahalarla güldüğümüz bir espriye, bir başka gün tebessüm etmekte zorlanıyoruz. Su bazen sıfır derecede donmuyor, bazen kaynamıyor yüz derecede. O halde ” bizi mutlu kılan şey şartlardan çok, ruhumuzdur.” İstemekle değil, istememekle hür olan ruhumuz…

Categories: Uncategorized | Yorum bırakın

Korkularımız kaybetmektendi

Yükümüz göz kapaklarımızdaydı
Ve gözlerimizdeydi korkularımız
Korkularımızı da yükümüzü de gözlerimizde taşıdık biz
Geceyi gördük korkularımızla
Ruhumuzun yalnızlıktan sızladığını
Sonra her gecenin bir sabaha gebe olduğunu

Karanlığın ardından doğan güneşi gördük sonra
Güneşi içtik gözlerimizle
Ve ısıttığını gördük hiç kimseyi ayırmadan
İçinde biriken güneşle boyluboyunca önümüzde eğildiğini gördük toprağın
Yağmuru gördük toprağa ince ince düşerken
Biz yağmuru, en kurak toprakları yeşertirken gördük
Yağdı mı bütün yeryüzü için yağardı yağmur ve toprak hepimiz için kokardı..

Suyun büklüm büklüm ülkelerce kıvrılıp aktığını gördük korkulu gözlerimizle
Sırrını ve sabrını taşların
Yanağımıza sıcacık selamlarla dokunan rüzgardan alırdık ötelerin haberini
Aradıklarımızın izine hep dumanlı dağların zirvelerinde rastlardık biz
İki yanımızda yol boyunca uzanırken karanlık biz ışıklarımızı mağaraların
Zifiri köşelerinde bulurduk
Korkardık..
Ve biz gözlerimizle korkarken düşüncelerimizde sadece ve sadece ona sığınırdık

Bizden habersiz uçardı kuşlar gök yüzünde
Biz ondan korkardık
Ve kuşlar sessiz sakin öylece uçardı
Yaşadığımızı hissederdik korktuğumuzda
Yaşadığının farkına korkularıyla varırdı insan
Çünkü insan sevdiği kadar korkardı
Seviyorsak çünkü kaybetmekten deliler gibi korkardık
Korkularımız kaybetmektendi..

Sonra kaybettik korkularımızı
Vazgeçince korkularımızdan, göz kapaklarımızdan mühürlendik
Bakışlarımızla öldürdük sessizce uçak kuşları
Rüzgarı ve sesleri gözlerimizle susturduk
Suçlar işledik, içimize işleyen suçlar
Kirlendiği çok oldu bakışlarımızın ve kirlendi masallarımız
Günaha değmişliği vardı ellerimizin, cennette bile
Çünkü insandık
Çöller içinde kumdan kentler kurmaya yeltenen acizliklerimiz oldu nesiller
boyu
Oysa çoğalttıklarımız sadece şahitlerimiz oldu

Mühürlendi gözlerimiz ilahi, bu doğru
Ama bir tek kalbimize mühür değmedi
Ayağımız kaysa da şeytanın izine, hiç kaymadı yüreğimiz
Çünkü insandık ve nurumuz içimizdeydi
Pırıl pırıl çarpardı kalbimiz
Aşkla, dostlukla, kardeşlikle doluyuk
Çünkü biz cömertliği güneşten öğrendik
Tevazuyu topraktan, sabrı taşlardan
Çünkü yağmurdan öğrendi gözlerimiz, milyonlar için yağmayı

Biz kainattan öğrendik sevmeyi, umudu ve her an yenilenmeyi
Tevbelerimizi de ondan öğrendik, kalplerimizin mühürlenmeyişi işte bundan
Çünkü biz tevbelerimizi göz yaşlarımızla yıkamayı öğrendik kainattan
Tevbelerimiz vardı ve Allah ezansız zamanlarımız için zamansız ezanlarını yolladı
Cumalarını bu yüzden yolladı Allah
Sığınmayı, arınmayı, yeniden yeniden umutlarla dolmayı
Ve Rabbin affının büyüklüğünü cumalardan öğrendik biz

Bugün cuma
Susmadan şehirler ve mühürlenmemişken kalplerimiz
Tevbelerimizi arındırma vakti
Korkuyu yeniden öğrenme vakti
Sevebilmek için

Bugün cuma
Cumanız mübarek ola

http://www.diyanetradyo.com/diyanet-radyo-fragmanlar

Categories: Uncategorized | Tags: , , , , , , , , | 1 Yorum

Tek Suçlusu 28 Şubat

Darbelerin bu ülkeye neler yaptığını bir çoğumuz bilir. 27 Mayısı, 12 Eylülü, 12 Martı bizzat yaşayan büyüklerimizin aktardıklarını, bütün çocukluğumuz ve gençliğimiz boyunca dinledik. Zor günler yaşamıştı büyüklerimiz, yüzlerce insan öldürülmüş ülke hallaç pamuğu gibi savrulmuştu anlattıklarına göre. Yüzlerindeki ifade değişiverirdi hatıraları anlatırken, sanki arkalarından sıkılan kurşunların vızıltısını duyar gibiydiler. Eve polis geldiğinde hissettikleri korkuyu her seferinde yeniden hissediyorlardı belki de. Biz ise onlar kadar anlayamıyorduk mevzuyu, onlar kadar hissedemiyorduk. Büyüklerin hatırasıydı sadece, babamın bitmek bilmeyen askerlik maceraları gibi birşeydi. Evet kötüydü; insanların ölmesi, memleketin 10 sene geriye gitmesi, ekonomik buhranlari kontrgerilla vesaire. Ama aslında konunun vehametini hiçbir zaman tam olarak anlayamamıştık. Ta ki başımıza gelene kadar…

28 şubatta silahlar ateşlenmedi, Sincan da 3-5 tank ana caddelerden geçti. Kimse kimseyi öldürmedi belki, bir kaç kişi hapse girdi, bir kaç kişi yurt dışına kaçtı. Polisler evimizi bile basmadı, 7/24 mahallemizde nöbet tuttular, en fazla gösterilerde bir kaç köpek saldılar üstümüze. Genel olarak canımıza, malımıza pek birşey olmadı, ölmedik çok şükür. Lakin size düşman olanın sizi öldürmemiş olması zarar vermediği anlamına gelmez. Hatta aşikaren düşman olanın sizi öldürmemesi, işkence etmemesi, pek fazla hapse atmaması ciddi ciddi şüphelenilmesi gereken bir durum. Tabi biz o zamanlar çocuktuk, okulumuzun kapatılması bizi üzdü, mahalle mektebine gitmek zorunda kaldık. O tarihlerde küçük çaplı bir travma yaşamışsak belki bu yüzdendir. Tesettürlü eğitim gören pek akrabamız da yoktu, belki biraz da bu yüzden gerçek travmayı yeterince idrak edemedik. Mahalle mektebine geçtikten sonraki yeni genel kurmay başkanı kıvrıkoğlu nun meşhur mgk konuşmasında kurduğu cümleyi hiç unutmadık; “28 Şubat’ ın etkisi bin yıl sürecek”. İlk duyduklarında “Hadi ordan!” dedi büyüklerimiz öfkeyle. Şimdilerde de hükümet; “Hani 28 şubatın etkisi bin yıl sürecek diyorlardı!? Biz 10 yılda etkilerini ortadan kaldırdık Allah’ ın izniyle!!” diyerek ortalarda dolaşıyor. “Hadi ordan!” diyen bugün benim🙂 Etkileri 1000 yıl sürer mi sürmez mi bilinmez ama 10 yıldan daha uzun vadeli etkileri olduğu aşikar. Nasıl yani mi? Şimdi burda sadece kendi açımdan etkilerini anlatacağım, yine de tatmin etmezse şimdilerde 30 lu yaşlarında olan tesettürlü hanımlarla bu konuyu konuşmanızı öneririm..

28 şubat sonrasında imam-hatip liselerinin önünün kesilmesi, üniversitelere tesettürlü kızların alınmaması veya dindar insanların akademik mülakatlarda elenmesi gibi şeyler ilk bakışta eğitim hakkının gaspedilmesi gibi görünüyor. Ama tabiki öyle değil. Bir kaç örnekle öyle olmadığını görelim; imam-hatip lisesinden ayrılmak zorunda kalan Ömer gittiği mahalle mektebinde hiç bilmediği, tamamen yabancı olduğu bir dünya ile karşılaştı. Aynı sırada “Kız” ırkından bir canlı oturuyor, dokunuyor hatta uzaktan öpücük atıyordu. Yeni arkadaşları tekel bayiinden aldıkları şeyleri içip duruyor, ahlaksızlıkta sınır tanımıyorlardı. Bu duruma zamanla ayak uydurdu Ömer, çok acaip yollara saptı, aile bağlarını kopardı. Üniversite yıllarında olayı başka bir boyuta taşıdı, mezun olup işe girdiğinde ise o imam-hatipli çocuktan eser yoktu artık. Zeynep’ in ailesinin durumu iyi değildi, diğer arkadaşları gibi özel kız lisesine gidemedi, başını açarak mahalle mektebine başladı, okul çıkışı başını yine örtüyordu. Ne sınıfındaki kızlar onu tam olarak benimseyebildi ne de Zeynep onları. Yaşadıkları ve gördükleri onu kendi kabuğuna çekilmeye itti, gün geçtikçe yalnızlaştı. Üniversiteyi kazandı, okul kapısından içeri başörtüsüyle giremedi. Hocalardan ve diğer öğrencilerden baskı gördü, içine çekileceği bir kabuğu bile kalmamıştı artık. İmam-hatip in bahçesinde voleybol oynayıp mutlu olan Zeynep gitmiş, özgüvenini yitirmiş, psikolojisi bozulmuş, insan ilişkilerinde başarısız, depresif bir insan oluvermişti.  Bunlar gibi yaşanmış onlarca örnek verebilirim ama esas örneğimizin kahramanı şu an bu satırları yazıyor🙂

Efendim biz darbenin etkilerini pek idrak edemeden üniversiteye kadar geldik. Geldik gelmesine de; bilim kurgu filmlerinde insanların arasında çaktırmadan yaşamaya çalışan uzaylılar gibiydik. İnsanlar bize uzaylı biz de onlara uzaylıydık işin temelinde.  Sanki marslılarla venüslüler jüpiterde buluşmuş gibiydik, her şey çok acayip görünyordu gözümüze.

Ramazan ayında dışarılara kadar taşan kantin sıraları, yeşil saçlı piercingli arkadaşlar, oralarında buralarındaki dövmeleri, bilimum çamaşırlarını gösteren arkadaşlar, bahar şenliklerinde yaşanan rezillikler bir yanaydı da, millet harıl harıl sevgili oluyordu. Birer ikişer uzaklaşıyorlardı has, hakiki erkek ortamımızdan. Tabi biz yine diğer arkadaşlarla takılıyorduk falan ama içten içe yalnızlık mikrobu da vücuda nüfuz ediyordu. Sonra bir gün “Yahu bizim için de yaratılmış bir havva kızı vardır heralde” diye kafamızı kaldırdığımızda gördüğümüz sadece; Tuğçe, Beril, Eylül, Devrim vb. idi. Bizim Rümeysalar, Büşralar, Betüller etrafta yoktu. Bazılarımız; Tuğçe, Beril neyse de belki Merve benim aradığımdır deyip başarısız deneyimler yaşadı. Sonra bir gün mezun olduk, iş güç derken sıra geldi evlenmeye.. Yine bir havva kızı bulmak ümidiyle kafamızı kaldırdığımızda ise yaşıtlarımızın bir şekilde evlendiğini, alt jenerasyonların ise Viyana’ larda bilemedin Almanya’ larda üniversitede olduğunu gördük. Bir kısmı da gerçekten yer yarılmıştı da içine girmişti sanki. Sonra yurtdışındaki hanımlar kesin dönüşlerini çiftler halinde yaptılar, genellikle. Daha alt jenerasyonlar hala ülke sınırları içerisinde idi ama zaten ulaşılmaz olmaları yetmezmiş gibi bir de işler güçler hareket alanımızı kısıtladı. Üniversitelere girmeyi başaranlar, jr rakiplerimizce kapıldı🙂 Daha sonra da hikayelerimde bir kısmını okuduğunuz görücü usulü görüşme maceraları…Ama yanlış, eksik birşeyler var, var ki halen bekarım..

Her jenerasyonun kendine göre çeşit çeşit huyu var efendim. İnsan kaynakları bunları X, Y, Z jenerasyonu diye ayırıyor ama aslında ayrım yapmak için alfabenin harfleri kifayetsiz kalır. Her jenerasyon birbirinden inanılmaz farklı bakış açılarına, farklı isteklere sahip olabiliryor. Mesela eski toprak annannem iki dükkan gezip alacağını alırken, annem 8-10 dükkan gezmeden alışveriş yapamaz. Abim 3-4 bilindik yeri gezip parasına acımadan alacağını alırken ben ise bir çok alışverişten eli boş dönerim. Bunun gibi, eski topraklar eşlerini hiç görmeden direk evlenebilirken, genelde benim jenerasyonumun ve hatta alt jenerasyonlarımın,  bilinç altında eş seçimi noktasındaki istekleri; bir süre zaman geçirerek muhabbetin hasıl olması sonrasında evlilik şeklindedir. Bizim mahalle insanlarının evliliklerine şöyle bir baktığımda, son 5 sene içinde evlenenlerin büyük bir çoğunlunun üniversitede tanışarak evlendiğini görüyorum. Özellikle üniversitelerde başörtüsünün serbest kalması sonrası gençler üniversitede tanışabiliyor, zaman geçirip aralarında gerekli evlilik sinerjisini oluşturabiliyorlar. Üniversitedeki bu iletişim sayesinde de mental olarak eşgüdüme gelebiliyorlar. Aslına bakarsanız bu iletişim bizim için pek mümkün olmadığından karşımızdaki ile iletişim hattını kurmak yada sinerjiyi oluşturmak konusunda başarısız oluyoruz.

Sonuç olarak şimdinin Betülleri üniversitelerde eş adayını çoktan bulmuş oluyorlar. Bulamayanların da bulamamasının anlaşılabilir sebepleri oluyor🙂 Bizler üniversitede, iş yerlerimizde, zaten bir işe yaramayan sosyal hayatlarımızda eş adaylarımızı kendi çabalarımızla bulamıyoruz. Haliyle ben ve benim gibi üst jenerasyonlardaki yüzlerce erkek sırf bu yüzden halen bekarız. Bu durum bizlerin psikolojilerimizi, iş hayatlarımızı, sosyal hayatlarımızı her geçen gün daha kötüye doğru sürüklüyor. İstatistiksel olarak da bizlerin mahalleye, aleme katkımız zekattan, sadakadan öteye geçemiyor. Hep yarım, hep eksik kalıyoruz. “E yani bi 28 Şubatı bahane etmediğin kalmıştı!” demeyin. Basitçe toparlayacak olursam; 28 şubat yüzünden lisede, üniversitede, iş yerinde veya başka bir sosyal ortamda evlenebileceğim bir hatun kişi ve evlilik için gerekli olan muhabbetin hasıl olacağı bir ortam hiç olamadı. Sosyal hayattan kazınmış potansiyel eş adaylarımız biz farkına varamadan kül olup uçtular.

Tam buraya bir kapanış paragrafı yazıp derdimin son damlasını da dökmem gerekiyor. Onun yerine burdan bizler için yaratılmış cümle havva kızlarına bir şarkı hediye etmek istiyorum. Bir nebze tebessüm için buradan buyrun – > Barış Manço – Havva Kızı Mercimek

Categories: Uncategorized | Tags: , , , , , , , , | 3 Yorum

Görücü Usulü Görüşme Rehberi – 1.Bölüm “Empati”

nasil-evde-kaldim-gorucu-usulu-evlilik-rehberi-1Baya uzun zamandır blog uma yazmıyorum ama sanılmasın ki evlendim, herşey günlük güneşlik, gülistanlar içinde su gibi bir zevce ile el ele dolaşıyorum. Sınavım tüm hızıyla devam ediyor, yine çok acayip maceralar yaşıyorum ve yine cümlesi hüsranla sonuçlanıyor. Tüm bunlara rağmen maceralarımı kaleme alıp insanları tebessüm ettirmek ya da kahkahalara boğmak yerine çok daha faydalı olacak şeyler yazmaya karar verdim. Sonuçta artık, sayısal olarak da macera çeşitliliği olarak da tecrübe seviyem “Expert Level” olmuştur herhalde. O yüzden rahat rahat ahkam kesme hakkını kendimde görüyorum🙂

Bizim mahallenin insanları görücü usulü tanışma konusuna ya da tavsiye üzerine görüşme konusuna desem daha şık olur, gerektiği gibi, islami açıdan yaklaşmakta ve diğer sosyal mevzuları ise eş-dost arkadaş tecrübeleri ile telafi etmekte. Yani tavsiye üzerine konuşma mevzusunda neler olacağını, neler konuşulup nelerin yapılacağını ve tam tersi durumları başkalarının tecrübeleri ile kısıtlı kalacak şekilde öğreniyor. Haliyle bu kısıtlı tecrübelerin görüşmelere katkısı genellikle yetersiz çoğunlukla da olumsuz yönde oluyor. Ama üzülmeyin, artık ben varım! Hazırsak başlayalım…

Her insan kombinasyonlarının ilişkilerinde, iletişimlerinde, anlaşmalarında vb. birbirinden farklı, gerçekten benzersiz dinamikler vardır. İnsan ilişkilerinde kesin kurallar yoktur, genellemeler vardır. Buna rağmen genellemelerin içinden kaptığımız nüanslar bütünüyle insan ilişkisine olmasa da ilişkinin belli parçalarında ciddi faydalar sağlar. Anlatacaklarım da böyle şeyler aslında.. – Dip not olarak belirteyim; hanım okurlarım bazı genellemelerimden rahatsız olacaklar biliyorum ama yapmak zorundayım. – Tavsiye üzerine görüşme mevzularında ilk önce mevcut durumu analiz etmek kilit bir rol oynar. Ben nasıl bir insanım, neler hissediyorum, ne istiyorum, nelerden hoşlanırım, nelerden hoşlanmam vesair şeyleri düşünmek ve kendini bilmek lazımdır. Zaten daha önce bunu yapmıştım kendimi biliyorum diyorsanız en az bu düşünceleriniz kadar önemli olan, görüşeceğiniz insanın bu gibi düşüncelerine ve özelliklerine odaklanmak çok mühim.

Birbiri hakkında kısıtlı bilgisi olan, belki sadece aracıların övgü dolu sözlerinin anlattığı kadarıyla özelliklerini bilen, hatta resmini bile hiç görmemiş iki insanın, evlilik gibi ciddi bir iş için oturup konuşması oldukça garip ve tedirgin edici bir durum. Her iki tarafta da sorular, tedirginlikler, çekingenlikler mevcut. Ne konuşcaz? Ne sorcam? Nasıl davranıcam? falan filan, insanı kendiyle alakası olmayan, saçma sapan bir hale sokuyor. Görüşmeye gittiğiniz andan itibaren eğer kendinizdeki bu hali bir kenara bırakıp karşınızdakini izlerseniz, aynı halin karşınızdaki insanda da olduğunu görürsünüz. Çünkü bu her insanın hissedeceği ve yaşayacağı bir haldir. Unutmayın tavsiye üzerine görüşmeye giden sadece siz değilsiniz, görüşeceğiniz insan da tavsiye üzerine bir görüşme yapacak. Evvel zaman bir arkadaşımın söylediği çok basit ama çok mühim bir cümlesi vardı : “Eşler birbirlerini rahatlatmalıdır”. Bu sadece eşler için değil de bir şekilde insani ilişki yaşadığınız herkes için geçerli. Çünkü insanlar rahat hissettiklerinde gerçekten kendileri gibi oluyor, diğer türlü aslında başka bir insan oluveriyoruz. Düşünsenize görüşmeye gittiğiniz insan da siz de aslında olmadığınız gibi davranıyorsunuz. Karşınızdakini tanıma amacınız var lakin karşınızdaki, aslında karşınızdaki insan değil ! Aman Allah’ ım! Korku filmi gibi🙂 Sağlıklı bir iletişim, sağlıklı bir insani ilişkisi için rahat olmak gerçekten şart. Bu yüzden karşınızdakini rahatlatacak şeylere odaklanın. Bu şekilde beyninizi yiyip bitiren, içinzi daraltan düşüncelerden de uzaklaşmış olursunuz. Buraya kadar anlattıklarım görüşecek her iki tarafı da kapsayan şeyler. Ama… Türkiye’ de yaşıyosanız ve görüşeceğiniz hanım “Gerçek bir türk kızı” ise karşındakinin yerine düşünmek ve rahatlatmak biz erkeklere düşüyor malesef. Arzu edilen iki tarafında birbirini rahat hisettirmek adına birşeyler yapması tabi ama en azından görüşme sürecinde bu sadece erkeğin görevi. (tam burada bıyık altındna gülüp kafa sallayan bir smiley olmalıydı)

Peki iletişim kurduğumuz bir insanın rahat hissetmesini nasıl sağlarız? Empati yapacağız, bu kadar basit🙂 Hanımları mümkün olduğunca (hiç bir zaman gerçekten anlayamayacağız) anlamaya çalışmak, korkularını, hoşlarına giden şeyleri, sevmedikleri şeyleri, kırmızı çizgilerini vs. öğrenmeniz gerekiyor. Bunun için etrafınızda kuzen olur, kız kardeş olur, düşük bir ihtimalle arkadaş olur, mümkünse yakın arkadaşların hanımları olur; görüşeceğiniz kişinin yaşlarına yakın hanımlarla bu konuları konuşmanız lazım. Hedef kitlenize girmeyen kızlarla konuşmanızı kesinlikle önermiyorum, çok yanlış yönlendirmeler olabiliyor🙂 Vay efendim ben hiç uğraşamam, etrafımda hiç kız yok diyorsanız, pek umut vadetmeseniz de, yazacaklarımı okumaya devam edin. Şimdi size hanımların favori çekincelerinden, korkularından bahsedeceğim:

1- Görüşeceğim adam çok katı bir adam mı?

Malumunuz dindar çevrede yetişen insanların bir bölümü, özellikle eski topraklar, müslümanın ciddiyetinden taviz vermemesi gerektiği düsturuyla hareket eder hatta helalleri bile kısarak yaşarlar ve sonunda, affınıza sığınarak yazıyorum, insan ilişkilerinde başarısız birer hödüğe dönüşürler. Kurallar, kaideler, üstünlük düşüncesi bu insanları hanımların tabiriyle “Katı Bir Adam” yapar. Bu profildeki insanların çok fazla olması, çoğunluğu oluşturması gibi bir durum belki söz konusu değildir. Eminim şuan siz de “Ben böyle değilim ki !” diyorsunuzdur. Hiç önemi yok, hanımların bilinç altında bu var. Yakın bir arkadaşımın görüşme öncesi mesajlaşmasıyla ilgili bir anektod paylaşacağım; buluşma yeri, saati, görüşmeye katılacak üçüncü kişiler ile ilgili gayet ciddi bir şekilde mesajlarşırken arkadaşım ufacık bir latife yapıp kıza kocaman sırıtma smileyi gönderiyor ”😀 ” .Arkadaşımla evlendikten sonra yengemizle bu konuyu konuştuğumda o latifenin ve smileyin kendisini ne kadar rahatlattığından bahsetti. O smileyi gönderene kadar, arkadaşımla ilgili, katı, höthöt bir adam mı acaba? diye düşündüğünü söyledi. Sadece bir smiley yahu.. ne kadar saçma değil mi? Değil. Onların iletişiminde basit bir smiley işe yaradı, sizinkinde ise belki aynısı belkide çok başka bişey etkili olacak. Ben şahsen yazılı iletişim tercih etmediğim için smiley kullanmıyorum ama gülümsüyorum, siz de gülümsemeyi ihmal etmeyin. Konuşmanıza espriler katın, görüşmeyi muhabbete dönüştürün, mümkünse yönlendirin, karşınızdaki hanımın ilgi alanları hakkında konuşun, ortak noktalar bulun hatta konuşmanın gidişatına göre kendinizle ilgili ufak tefek şeylerle, eksiklerini yada hatalarınızla dalga bile geçebilirsiniz. Bunları dozunda yapmak sizin kendisiyle barışık, özgüvenli, değer veren,  hoş sohbeti olan, düşünceli ve en önemlisi ortak noktalarda buluşulabilinen bir insan imajı çizmenize yardımcı olur. Gerçekten böyle değilseniz, ya böyle olun ya da rol yapmayın.Ne olacaksa olduğunuz gibi olsun🙂

2- Karar vermek zorunda mıyım?

Türkiye’ de doğmuş büyümüş hanımların büyük çoğunluğu karar verme konusunda gerçekten başarısızdır ve bunun da farkındadırlar. Hal böyle olunca kararsızlık ve kararsızlığın bilincinde olmak birbirine dolanıp içinden çıkılmaz bir yumak haline dönüşür. Kararsızım, nasıl karar vereceğim, ama kararsızım ya yanlış karar verirsem diye uzayıp giden metaforlar anaforlara dönüşür boğuluverir bu arkadaşlar🙂 Saygı duyulası bazı hanımlar da karşındakini üzmek, aracıya mahcup olmak, anneyle papaz olmak gibi şeylerden inanılmaz çekindiklerinden bu zarif düşüncelerle kendilerini strese sokarlar. Soru aslında nettir; Zorunda mıyım? Görüşme sırasında, mümkünse öncesinde hanım kızımıza hiçbirşeye mecbur olmadığını söyleyin. Hatta görüşme organizasyonuna dahil olan bütün tarafların, annelerin, arkadaşların, aracıların da bunu bilmesini sağlayın. Bunu doğru üslupla açıkça söylemenin hiçbir mahsuru yok aksine çok pozitif etkileri var. Görüşmenin/lerin sonucu olumlu da olabilir olumsuz da, ne de olsa bu bir nasip meselesi. Her iki tarafın da bunu düşünebilmesi ve teslimiyetini üst seviyeye çıkarması gerekir. Olumlu sonuçlanırsa ne ala olumsuz olursa da canınız sağolsun. Gereksiz stres yapmaya gerek yok, adı bende saklı bir vatandaşın dediği gibi “Halledilir be güzelim hakkımızda azap ayeti inmedi ya.”

3- Nasıl karar vereceğim?

Şimdi bu çok kritik bir nokta; bazıları bu tedirginliği yaşarlar ve asla evlenemezler, bazıları şüpheyi yaşamalarına rağmen ufacık bişeyden karar verip aşık moduna geçerler. Biz erkekler ikisinin de olmasını istemeyiz; evet evlenmek isteriz ama bir iki görüşmede aşık olunalım da istemeyiz yani. Şunu açık yüreklilikle dile getirmek lazım, bir iki görüşmeyle birbirimizi tanıyamayız, insanlar 20 yıl evli kaldıktan sonra bile birbirleri hakkında yeni şeyler farkediyor. E peki nasıl olacak? Aranmızda o tarif edilemez sinerjiyi yakalayabiliyorsak ve Allah da nasip eder de gönüllerimizde muhabet tohumları yeşerirse olacak bu iş. Yani ” Kriterlerimin %70 in karşıladğınız ve B+ ile evlenmeye hakkazandınız” gibi olmayacak. Elbette kriterlerimizin karşılanmasını dikkate alacağız ama bu sinerji mevzusunun bir matematiği yok. Benim ilk kriter listemde tamıtamına 24 madde vardı, aman Allah neler neler🙂 sonra gördüm ki kriterlerimi oransal olarak karşılayacak hatun yok denecek kadar az, karşılayanına da denk geldim ama yine muhabbet tohumları pastırma yazında yeşerdi. Hasılı nasıl karar vereceğim diye düşünmek yerine mükün olduğunca iletişim kurmalı ve birbirini tanımaya çalışmalı. Bütün bilgiler ve hisler toplandığında karar vermek için çaba sarfetmenize gerek kalmaz, bir bakmışsınız bir karara varmışsınız. İşte sevgili erkek okurum bu mevzuyu karşındaki hanıma uygun bir şekilde anlatman lazım.

4- Ne kadar görüşeceğim?

Bu benim en mağdur olduğum konudur, çok derin yaralanmalara ve kızgınlıklara sebebiyet veriyor aman dikkat. Evlilik niyetiyle de olsa bir erkeğin bir hanımla ne kadar görüşmesi gerektiği bazı alimler, hocalar, şeyhler, ablalar, abiler vs tarafından çeşitli kural ve kaidelere bağlanarak kısıtlanıyor. Bir diyen de oluyor üç diyen de (bknz: Üç Kere) hepsi süre dolduğunda bir şekilde çarkediyor. Ya belirsizlik hakim oluyor ya da doğrudan olumsuz sonuçlanıyor. Şahsi kanaatim burdaki ölçü “Gerektiği Kadar” olmalı. Nasıl yani? Şöyle tanımanız için ne kadar görüşmeniz gerekiyorsa okadar görüşmelisiniz, aynı zamanda işin suyunun çıkmaması için bir noktada nihayetlendirmelisiniz. İşin birde şu boyutu var ki akıllara zarar; bazı hanımlar kendilerini ilk bir kaç görüşmede açmıyor ve sürekli karşıdan gelecek olumlu bir hareketi bekliyorlar. Eğer siz karşı tarafı rahatlatmak ve kendisi gibi davranması adına ya da pozitif imaj oluşturma adına bir jest yapar, görüşme sayısını uzatırsanız, bu seferde siz hala tanımaya çalışırken hanım kızımız size aşık oluverir. Sonrasında siz olumsuz karar verirsiniz falan, sonra da olaylar olaylar. Bu bakımda iletişimin ve hislerin gidişatına göre bu görüşme sayısını ayarlamak lazımdır. Bu konuda her iki tarafıda ikna  etmeli yoksa her iki taraf da görüşme sürecinde gerçekten zorlanır, olumlu adımlar atılır sonra geri dönülür mazallah, iki ileri bir geri durumu oluşur. Bu bakımdan risk faktörü çok yüksek. Siz hanım kardeşi bu konuda ikna etmeye bakın derim, nasılı tamamen sizde, bana sormayın.

5- Beni kısıtlar mı?

Son yılların ilk sıralara oynayan sorusudur bu. Kızımız üniversitesini bitirmiş, belki işe girmiş, despot adamlarla evlenen arkadaşları olmuş, çevresinde kadının baskı altında tutulduğu eski tarihli evlilikler mevcuttur. İşte bütün bunlar hatun kişinin eşim bana kol kanat gersin ama istediğimde de salsın beni psikolojisini içinden çıkılmaz vehimlere dönüştürür. Nasıl ki hayatta çoğu zaman istediklerimizden ziyade yapmamız gerekenleri yapıyoruz, yapmamamız gerekenleri yapmıyorsak olası evlilik senaryolarında da bu şekilde hareket edeceğiz, etmeliyiz. Çünkü sorumluluklar insanları böyle davranmaya iter, eşler birbirlerine karşı olan sorumlulukları çerçevesinde yaşamlarını düzenlemelidir. Bu şekilde huzur bulunur. Elbetteki bu sorumluluklar karşılıklıdır lakin eşit bir dağılımdan ziyade adil bir dağılım vardır. Burda erkek daha özgür hatun kısmısı daha kısıtlı olmalıdır demiyorum. Erkeğin kısıtları ile kadının kısıtları birebir veya eşit olamaz, olmamalı. Tabi hanım kızımızın çok önem verdiği bazı özgürlükler olabilir, erkeğin de muhakkak olacaktır. Bunları aleni bir şekilde ortaya koyup görüşmeler sırasında mütalaa etmeli binaenaleyh karara bağlanmalıdır. (Biri beni durdursun:)

6- Geçmişi karanlık mı?

Bir çok hanım kızımız için hayati önem taşıyan bir sorudur. Acaba benden önce birileriyle görüştümü den başlayıp, hayatına biri girdi mi, sevgilisi oldumu, face deki bayan arkadaşlar falan ne ayak a kadar giden bir sorgulamadır bu aslında. Nişan’ dan dönmenizden bile önemli olduğunu söyleyebilirim. Her ne kadar “Benden önceki beni ilgilendirmez, seninle Allah arasındadır” diyen her türlü reveransa layık hanımlar olsa da genel tablo hiç iç açıcı değil. Yüksek ihtimalle Hanım arkadaşlarınızın olması sorundur, Gönlünüzü bir dilbere kaptırıp rüzgarında savrulmuş olmanız sorundur, deneyip bir üst levele çıkamadığınız ilişki (zinhar sevgililik) sorundur. Bunların bir kısmı dinen ve ahlaken haklı çekinceler iken bir kısmı da her insanın başına gelebilecek mevzulardır. Bize düşen tüm bu sorunları kendi hayatımızda zaten minimize etmek, herşey için çok geç ise düzeltmeye yönelik haraketlerde bulunmak yahut “eşim isterse cemi cümlesinden vazgeçerim, hiçbiriyle görüşmem”  mealinde mesajlar verilmelidir. Tüm bu maddelerin en tehlikelisidir aman dikkat edelim. Son bir tüyo vereyim; genelde erkek adayın karşı cinsle her türlü ilişkisi hanım kızlarımızca reddedilse de örneğin nişandan dönmek, ya da evlilik niyetiyle ilişki kurmak gibi şeylerin hanımların da başına gelebileceğini vurgulamak işlerinizi kolaylaştırabilir.

Bu seferlik 6 maddelik bir liste sundum size, daha birçok şey yazabilir sizleri eğlendirebilirdim. Ama işin özü şu ki; tüm bu yazdıklarımı bilmek için benim gibi yada işin üstad-ı azamları gibi tecrübe etmenize gerek yok. Tüm bunları akıllı bir adam empati yaparak düşünebilir ve kendine has çözümler üretebilir. Başkası gibi düşünüp onun gözleriyle görebilirsek dünyayı işte o zaman gerçek mutluluğu ve huzuru bulabiliriz. (Güzel laf ettim ha:) Hasılı ister erkek ister hanım olalım bize düşen akıllıca elimizden geleni yapmak ve Allah’ a tevekkül etmektir. Sonraki bölümlerde görüşmek üzere, sürç-ü lisan ettiysek affola.

Categories: Uncategorized | Tags: , , , , , , , | 10 Yorum

Ah Bu Kaderin Cilvesi Yok Mu

fortune-teller-300x251Kader bazılarımıza cilve yapmaya bayılır, hele hele bana özel ilgi duyduğunu düşünüyorum : ) Birbiriyle alakasız konular, kişiler, olaylar bir anda bağlanıverir birbirine ve dehşete düşersiniz. Yakın zamanda başımdan geçen mevzuyu kısaca özetlemek istiyorum..

Annem eski komşulardan birinin kızının düğününde gayet hoş bir hanım kızı beğenir ve elinden geldiğince araştırır. Kızın ailesi bizim eski komşuyla baya sıkıfıkı imiş, gayet düzgün insanlarmış vs.. Annemi hızlıca aksiyon alması için dürtsem de düğün sonrası insanları pek rahatsız etmemek için komşu teyzemizi aramadı. Israrlarım sonrası bir kaç gün sonra aradığında ise kızın ve ailesinin Japonya’ daki kardeşinin yanına, 3 aylığına gittiğini öğreniyoruz. Aynı gün annemden ısrarla benim özelliklerimi içeren bir bilgi notu istiyor başka bir teyzemiz. Annem bilgi notunu verirken bu mevzudan bahsediyor ve teyzemiz de “aaa ilahi ben de o kızı sizin için düşünmüştüm” diyor. Aynı günün akşamı yorgunluktan sızmışken telefonuma bir mesaj geliyor “1 adet sesli mesajınız var 1234 ü arayıp dinleyin”. Herhalde telefon yine çekmedin ondan sesli mesaj bırakmışlardır derken bir yandan da aradım sesli mesaj servisini. Tabiki her seferinde bir ümitle aradığım bu servisten bol hışırtılı, cepte yada çantada yanlışlıkla arandığını gösterir ses kaydını bir kez daha dinledim. Kimdir diye mesajı gönderenin numarasını dinlediğimde ise hiç bişey anlamadım zira alabildiğine gidiyordu numara.. uyku sersemliğinden anlayamadım heralde deyip tekrar numarayı dinledim, bu uzunlukta anca yurtdışı numarası olabilirdi ve sadece ülke kodu aklımda kaldı. Bu ülke kodunu google sorduğumda ise dehşete kapıldım; beni yanlışlıkla arayan vatandaş Japonya’ danmış meğer. Sonra ne mi yaptım “te allağm yaa” deyip yatıp uyudum. Alıştım artık böyle şeylere canım: )

Categories: Uncategorized | Tags: , , , , | 2 Yorum

Beraber Yürüyelim Olur mu?

İçimden dedim beraber yürüyelim olur mu
Varsın gemilerimizi taşıyamasın sular
Varsın yarı yolda uyuya kalsın
Bize gönderilen bahar.

İçimden dedim beraber yürüyelim olur mu
varsın gölgemiz olsun hüzün
Dilediği gibi uzatsın canevimize ayaklarını
Varsın annemiz olsun tütün
hayat daha sert vursun yumruklarını.

İçimden dedim ilmeği kaçmış bir hayat bizimkisi
Nedir alnımızdan öpmek için izimizi süren
Kalmış mıdır kalesi düşmüş bir şehrin cazibesi
Nedir yalnız bize yakışan bu serüven.

Bu serüven ki
Bizden biri yaptı sırtımızdaki hançeri
ve terketti bizi huzur denen sevgili
Kalakaldık, şaşkınlığın avuçlarında
billur bir kuş gibi.

İçimden dedim gömülü bir ırmağın yalnızlığıdır bu
beraber yürüyelim olur mu?

Categories: Uncategorized | Tags: , , , | Yorum bırakın

Bir Sevda Masalı – 2

Selda kızla konuşmamızdan sonraki bir kaç saat o kadar mutluydum ki anlatamam. Dürüst olmam gerekirse böyle bir sonucu beklemiyordum. Mütevazilikten veya ezikliğimden değil de daha çok bu işlerin her adımında temkinli olmayı, ümit bağlamamayı öğrendiğimden beklemiyordum. Aynı ihtiyatlı tavrımı sürdürmem gerektiğini de biliyordum aslında yine de gardım düşmüştü biraz. Sonraki gün Selda, Cemil ile iletişime geçmiş ve telefon numarasını bana iletmesi için vermiş. Selda levelindeki hatun kişileri telefonla aramak çoğu zaman hoş karşılanmayacağından whatsapp tan Selda ya selam verdim, saat sabah 10 sularıydı. Sonrasında da en son ne zaman online olmuş kontrolleri tabiki. Önce 15 dakika bekledim, mesajımı gördü ama cevap yazmadı, müsait değildir dedim. 1 saat sonra tekrar online oldu yine cevap yazmadı ve ben Cemil e yazmaya başladım. “Olum cevap yazmıyo Selda, bişey mi oldu acaba biriyle mi konuştu da fikri mi değişti?” Cemil beni yatıştırmak için birşeyler yazdı. Sonraki saatlerde de ben whatsapp ı kontrol ettim, Selda cevap yazmadı, ben Cemil’ e yazdım, Cemil beni teselli etti…Akşamki yüksek lisans dersinden de birşey anlamadım, değişik bir halet-i ruhiye içerisinde eve geldim. Derken Selda cevap yazdı; “Merhaba”. Hadi bakalıım o kadar cevap yazsın diye bekledim ama şimdi ne yazacağımı bilemedim. Bir şekilde muhabbete bir ucundan girmeliydim, masal olayından açtım muhabbeti ve sonra açıldı sohbetin kilitleri. Ama fazla uzun sürmedi ben de lafı hemen ne zaman buluşuyoruz a getirdim. Nezaketen özellikle istediği biryer var mı diye sordum, zira bazı hanımların bu konuda ciddi sınırları olduğunu biliyordum. Mutaassıp gençlerin klasik buluşma mekanlarının olduğu Çukurambar dışında biryerlerde buluşabiliriz dedi. Ben de diğer alternatiflerimi hatta en özel günler için sakladığım gizli mekanlarımı bile teklif ettim. Ama nasıl gelirim neyle gelirim oraları bilmem ki gibi abuk subuk çıkışlarda bulundu. Bir terslik olduğunu anlayıp muhabbeti değiştirdim, buluşma meselesini sonra konuşuruz dedim. Çünkü belki de görüşmeden önce benim hakkımda biraz bilgi almak istiyordu ya da biraz ertelemek istiyordu, zorlamadım bende. Sonra ilginç bir kaç cümle kurdu;”Bu aralar canım sıkkın pek iyi değilim”,”Sizinle aramızda birşey olması için sizden gerçekten etkilenmem lazım, normalde şu an olası değil”. Ben bu cümleleri kendini ağırdan satmak olarak algıladım tabi, sonuçta 5. girişimimde görüşmeyi kabul eden bir kızdı…

Muhabbetin ilerleyen kısımlarında Selda ile hemşehri olduğumuzu, hatta bir süre aynı semtte oturduğumuzu, babamın imamlık yaptığı camiye yaz kursuna gittiğini hatta aynı dondurmacıdan dondurma yediğimizi öğrendim. Kader ağlarını örecek gibiydi ama bakalım hayırlısıydı. Derken abimi almak için havalanına gitmem gerektiğini hatırlayıp muhabbeti bitirmek zorunda kaldım. Fena bir sohbet olmamıştı aslında, bir de buluşma organizasyonunu yapabilseydik iyiydi.

Ertesi sabah gardrobu açtığımda ne de olsa bugün buluşmayız deyip standart kreasyonlarımdan birini giydim, traş olmam gerekiyordu aslında ama üşendim, zaten akşama final sınavım vardı ne gerek vardı ki. Buluşma günü giyeceğim kreasyonu da ayarlamıştım bu süreçte. O gün işler çok yoğundu, öğlen tatilinde bile akşamki finale çalıştım. İş çıkışına yakın whatsapp tan bu akşam görüşmek istiyorum sizinle şeklinde bir mesaj geldi Selda dan. Sınavım var, okuldan geç çıkacağım vs. dememe rağmen Selda kararından vazgeçmedi ben de kıramadım. Şehrin en işlek AVM lerinden birinde buluşacaktık, Allah ım çok saçma bi seçenekti bu, çok hazırlıksız yakalamıştı beni, bari tıraş olsaydım. Oysa aklımda çok fena zamana ve mekana dayalı etkileme planları vardı. Bi önceki whatsapp muhabbetimizden sonra bu derece acele etmesi de şaşkınlık yaratmıştı üstümde. Tüm bunlara rağmen final sınavıma konsantre oldum, fazla düşünmedim..

Sınavdan çıktım, son hız AVM ye girdim, yüzümü gözümü yıkadım, namazımı kıldım, duamı ettim ve Selda yı aradım. İlkinde açmadı ikincisinde açtığında gülüyordu, biriyle konuşuyordu besbelli. Nerde olduğumuzu nerde buluşacağımızı konuştuk, sonra food court a doğru hareket ettim. McDonalds ın karşısında Popeye’s in yanında ortada bir masada iki tane tesettürlü kız vardı. Oturmak için hazırlık yapıyorlar gibiydi. “Hadi canım!” ablası, teyzesi, arkadaşı herhangi biri olabilirdi. Görüşmeye tek geleceğini düşündüğümden kısa süreli bir şaşkınlık yaşadım. Yanlarına yanaşıp selam verdiğimde diğer kız arkasına bakmadan uzaklaştı allahtan. Selda ile karşılıklı oturduk ve muhabbet başladı.

Aslında arkadaşına oturmasını söylediğini ama arkadaşının kabul etmediğini söyleyerek konuşmayı açtı. İsabet olduğunu söyledim ben de, hemen sonra beni hazırlıksız yakaladığından, daha güzel bir mekan bulabileceğimden bahsettim. Akşam bu konunun içini kemirdiğini bir an önce görüşmek istediğini söyledi, ben de güzel bir kaç kelam ettim. O da alakasız bir şekilde “ben size ümit vermedim değil mi?” cümlesini kurdu. O ne demekti şimdi, tamam şansım düşüktü ama bu ne demekti şimdi, bir şekilde toparladım ama… Sonra ben anlatmaya o da cümlelerim bittiğinde “hııımm”, “öyle mi ne güzel” gibi muhabbeti batıran, öylece kesen kelimeler sarfetti. Sonra konuşmanın bir noktasında evleneceğin insanı tanıma ile ilgili gereksiz bir gerginlik oluştu. “Ben biraz patavatsızımdır, sizi kırarsam affedin” gibi bir cümle kurdu ardından. Bir kaç kelam ettikten sonra bir sıkıntısının olup olmadığını sordum nezaketen (uyuz musun kızım senin derdin ne? diyecektim aslında), cevaben “sizinle alakalı değil sıkıntım, ama genelde böyle düz bi insanımdır zaten” dedi. Akabinde muhabbetimi öldürdüğü anlardan birinde “Keşke böyle güzel bir jesti benimle harcamasaydınız” dedi. Olur mu siz daha iyilerine layıksınız mealinde cümleler kurdum. Böyle bir jesti en azından bu şehirde yapabilecek bir erkek olmadığının da farkındasınızdır umarım fln dedim. Buna rağmen talihsiz açıklamaların ardı arkası gelmedi; “Ama benimle görüşmüş olmanız sizin için bir başarıdır bence”, “Bir ay önce gelseydiniz herşey çok daha farklı olabilirdi”, “Bir an önce bu durumun neticelenmesini istiyorum.”, “Bu konu içimi kemiriyor..” , “Yanlış anlamanızı istemem”, “Biriyle görüşmeye hiç hevesim yok.” vsvs.

İyice sabrımı taşırmıştı artık, zaten gayet gergin günler geçiriyordum, zor tuttum kendimi..Efendiliğimden ödün vermedim kesinlikle ama artık muhabbetin iyice … sardığını anladım. Resmen hayır demek için Selda hanım bu saçma AVM nin Foodcourt unun ortasında, alışverişine ara verip benimle görüşüyordu. Bir an önce neticelendirmek ve içinin kemirilmesini engellemek için…Ve muhabbet döndü dolaştı bitti, beynimde fırtınalar kopuyordu, Selda nın yüzüne bakamıyordum, “Kalkalım mı?” dedim,”Evet” dedi. Ben kalktım ama Selda halen oturuyordu. “Ama ben kararımı söylemedim” dedi. “Kararınız her ne ise şimdi söylemeyin, sonra söylersiniz” dedim. Kalktık Bursa İskender’ in yanından geçip yürüyen merdivene bindik. Ben evine bırakmayı teklif ettim, taksiye bineceğini söyledi. Standart, “Neidüğü belirsiz bir taksiciyle aynı arabaya mı, yoksa benimle aynı arabaya mı binmeyi tercih edersiniz?” dedim. Bir an mal oldu, standart “Hayır” dedi. Arkadaşını aradı, en alt kata ulaştığımızda arkadaşı kulaklığını takmış müziğini dinlerken Selda yı bekliyordu. Selda ile görüşürüzleştik, “Arkadaşına bakıp “Yanımıza oturmadığı için arkadaşına teşekkürlerimi sunarım” dedim. Selda gülümsedi, arkadaşı kulaklığını çıkarıp “Ne dedi ne dedi?!” dedi. Selda açıklamasını yaptı, gülüşüp gittiler…

Bir kaç gün sonra finallerim bitmiş, kaybedenler kulübünden arkadaşlarla internet kafe de half life oynarken Selda Whatsapp tan yazdı. “Böyle kapanmasını isteyebilirsiniz ama ben en azından bir helalleşmek isterim.Bendeki kutunuzu da ne yapacağımı bilemedim, size ulaştırayım mı?”. Half-life ın 3. saatindeydim (Bilenler bilir normalde 1 saatte beyninizi süngere çevirir half-life) sinirlenmiş ve kırılmıştım. Şöyle bir göz ucuyla baktım, cevap yazmadım önce, sonra dayanamadım ve şunları yazdım;

“Aslında kapanmasını istemem ama madem siz öyle istiyorsunuz, artık ısrar etmiycem. Hakkımı elbetteki helal ediyorum, lakin bu artık kamu davasına döndü. Selametle.”

Selda önce bu kamu davası olayını anlamadı, sonra ben affetsem de Allah affetmez mi diyosun, orasını Allah bilir mealinden agresif şeyler yazdı. Sinir olduğunu biliyordum, biraz daha sinir olsun dedim. Cevap yazmadım, “Gençler hadi biraz da counter atak” dedim. Üzgündüm gerçekten, elimden gelen herşeyi yapmıştım, benim gösterdiğim inceliğin ufak bir tezahürünü dahi görememiştim. Kafamı dağıtmam lazımdı biraz, gecenin geç saatlerine kadar oyun oynadım bende…Ertesi gün bu kamu davası konusuna bir açıklık getirmelisiniz nedemek istiyorsunuz?! vs yazdı ben yine cevap vermedim. İçine dert olsun istedim o an…

Üzüntüm ve kırgınlığım bir süre devam etti, bugün arkama dönüp baktığımda aynı kırgınlığı ya da üzüntüyü yaşamıyorum. Selda ya kızmıyorum da.. Belki başından geçen bir gönül meselesi vardı, belki başka bir sıkıntısı, belki hazır değildi böyle bir şeye veya ne istediğini bilmiyordu. Her şeye rağmen olgun davranıp kendisi ile tanışmak için bile böylesine uğraşan bir adama bir şans verebilirdi. Tanışmak için dahi bu kadar değer verip uğraşan bir adamın sonrası için neler yapabileceğini hayal edebilirdi.(Hayal edemeye de bilirdi sahi:) Zaten söylemişti; patavatsız biraz da odundu, patavatsızlığına verdim…Odunluğuna verdim…Umarım bir an önce yontulur en az benim kadar kendisine değer verecek birisiyle mutlu olur. Saçma sapan insanlarla evlenip karanlık ormanda tek başına koşmak zorunda kalmaz…

Allah cümle bekarlara imanlı, güzel ahlak sahibi, güzel ve zengin eşler nasip etsin! duamızı ettikten sonra hep beraber İbrahim Sadri’ nin Aykut Kuşkaya ile birlikte seslendirdiği şu güzel çalışmaya kulak verelim. https://www.youtube.com/watch?v=rtjmeyckkIU 

…Bide nerden bulduysam resmi sevdanın, resimde sevda inadına gülüyor 
Sevdam gayri resmi bilmekteyim, gel ki benim abim birazda üstümüzde macera güzel duruyor.
Yani yakışıyor adama yakışıklı bir sevda…Hayat haybeye vurmuyor yüzümüze belasını.
Hayat sokağımızda bir kehribar tespih gibi dokuyor tanelerini takır takır yüzümüze

 

Categories: Uncategorized | Tags: , , , , | 2 Yorum

Bir Sevda Masalı

Uzun bir aradan sonra yeni bir hikayeyle karşınızdayım. Bu uzun aranın sebebini bu hikayeyi okuduğunuzda anlayacağınızı umuyorum. Buyrun başlayalım..

Evlilik niyetiyle tanışma süreçlerinde aileniz veya arkadaşlarınız aracı olma konusunda başarısız olur da iş başa düşerse yandınız demektir. Özellikle benim gibi, hedef kitleniz tesettürlü, dini bütün, eğitimli ve güzel hatunlar ise işiniz en az 5 kat daha zordur. Bırakın tanışmayı; konuşmak, göz teması kurmak, yakınlarında dolanmak bile gerçek bir çaba gerektirir. Tüm bunların ötesinde ise gururunuzu bir kenara koyup, işin püf noktası olan ısrar konusuna yoğunlaşmanız gerekir. Amaa bu gereklilikleri sağlasanız ve çabalasanız dahi beklediğiniz sonucu elde edemeyebilirsiniz…

Eski iş yerimden arkadaşım *Cemil haftalık rutin takılmalarımız sırasında işyerine yeni başlayan bir hatun kişiden bahsetti, yüzeysel olarak. İlk başta pek sallamasam da internet araştırmaları sonucunda elde ettiğim bilgi ve belgeler sayesinde yine yeni bir maceraya atılmam gerektiğine karar verdim. Cemil’le bir sonraki görüşmemizde ne yapsak da *Selda kızımızı bir görsek senaryosu üzerinde kafa patlattık. Genelde bu görme olayı bile büyük zorluklar içerir lakin Cemil in muhteşem fikriyle gerekli organizasyonu hemence yapıverdik. Cemil üzerinde çalıştığı projenin Selda yı ilgilendiren kısmıyla ilgili ikili bir çalışma ayarladı. Ben de geçerken arkadaşını ziyaret eden eski çalışan rolüyle toplantıya iştirak edecektim. Selda hanımı kıllandırmamak için toplantı saatinden 10 dk sonra Cemil in odasına gittim. Tabi Selda hanım orda yoktu ama “olum Cemil nerde bu kız?!” demeye kalmadı Selda hanım kapıda göründü. Beni görünce bir an durup “Cemil bey rahatsız etmeyim isterseniz sonra görüşelim” dese de Cemil in ısrarlı tavrı sonucu içeri girdi ve çalışmaya başladılar. Ben de ara ara konuya girmeye çalışsam da pek başarılı olamadım. Çünkü iç sesim çıldırmış gibiydi; “Allahım ne kadar güzelmiş gözleri, resimdekinden bile güzel. Ooov üzerindeki kombin de çok şıkmış, tarzı süper, Vaaav konuşması da ne kadar güzelmiş, cool hatun.Nasıl bir kızsın sen yahu ağlamak istiyorum!!”

Bu ilk görme seansının ardından bir sonraki adımda ne yapmamız konusunda gerek whatsapp üzerinden gerekse yüzyüze çeşitli beyin fırtınaları yaptık algoritmalar geliştirdik. whatsapp da çalıştığımız bir algoritma örneği şu şekilde mesela🙂

Resim

Normalde bu gibi durumlarda kızımızın yakın arkadaşlarına ulaşılır önce, eğer olmazsa başka bir hanım aracı bulunur, o da olmazsa son çare ağzı laf yapan bir erkek aracı kullanılır. Bu prensibe istinaden yaptığım çalışmalarda en yakın arkadaşın izmir e tayin olması, şirket içindeki diğer kızlar ile ortak tanıdık bulunamaması hatta ve hatta şirket ablasının Selda ile muhabbetinin olmaması gibi talihsiz durumlar ile karşılaştım. Tabi bu sırada çeşitli cemaat bağlantılarımı arkadaşlarımın eşlerini bilimum iletişim kanallarını kullandım veda yemeklerine bile gittim. Ama artık çok vakit geçmişti bir an önce girişimde bulunmalıydım ve son çare olarak algoritmamızda X ile işaretli erkek aracıyı denemek durumundaydım. Algoritmada boynu bükük abbas olarak belirtilen ben erkek aracı ile telefonda görüşerek, Selda ile konuşurken önce benden bahsetmesini, beni övmesini, yere göğe sığdıramamasını, kefil olmasını falan söyledim. Peki işe yaradı mı? Hayır tabi ki. Erkek aracı kardeşimiz ertesi sabah Selda ya gidip “Cemil in bi arkadaşı var senle görüşmek istiyor” demiş. Selda da hayır demiş haliyle. Erkek aracıyı neden son çare olarak değerlendirdiğimi anlamışsınızdır herhalde🙂

Bu talihsiz diyalog sonrasında bir de kendim olarak facebook tan girişimde bulundum. 0.66 kuruş karşılığında arkadaşım olmayan Selda hanıma güzel bir mesaj yazdım. Fikrinin halen değişmediğiniz yazsa da tekrar 0.66 kuruş ödeyerek cevap yazdım. Paraya kıydım anlıycağınız🙂 ama bu sefer cevap gelmedi…Standart prosedürü izlemiş ve yine başarısız olmuştum. Üzgündüm, böylesine beğendiğim bir hanım kızı kaçırdığım için…

Sonraki haftalarda Cemil şirket messenger ı üzerinden Selda ile yaptığı konuşmadan bahsetti, doğrudan yazıyorum.

“Abi Selda ile iş konusunda konuşurken biraz senin mevzuyu kurcalayım dedim. Kendisi de bu konuda benle konuşmak istediğini söyledi. Şaşırdım bir an ne diyecek diye, kızcak, sitem etcek diye bekliyorum. Ne dese beğenirsin “Abbas bey benim Liseden yakın bir arkadaşımla görüşmüştü, hatta arkadaşım Abbas bey in resmini göstermişti bana” bunu söyleyince japon çizgi filmlerindeki gibi alnımda bir damla belirdi ve tek vücut olarak sandalyeden düştüm:) Abi meğerse kız sana sırf bu yüzden hayır diyormuş.”

Bu konuşma sonrasında nasıl şaşırdığımı anlatamam. bu kadar hikaye yazmış olmama rağmen toplasan 3-5 kişiyle ya görüşmüşümdür ya görüşmemişimdir. Nasıl olur da bu kadar denk gelebilir ki?! Kim olduğunu düşündüm taşındım ve sonunda buldum. Selda nın Liseden yakın arkadaşı, Üç Kere hikayesindeki, Nesibe kızımız imiş. Hikayeyi okursanız zorla görüşmek zorunda bırakıldığım bir hatun kişinin büyük umut bağladığım Selda ile tanışma projemi nasıl olup da baltalayabildiğine şahit olursunuz. Bu son olaydan sonra iyice yıkılmış ve umutlarını yitirmiş bir şekilde yaşamıma devam ettim. Başka talipler çıksa da görüşmedim, öyle takıldım amaçsızca. 

Aradan neredeyse 2 ay geçmişti, Cemil ile isyankar (!) modunda takıldığımız bir günün sonrasında Cemil şirket messenger ı üzerinden Selda ya benim yine kendisiyle görüşmek istediğimi söylemiş ve yine red cevabını almıştı. Aynı hafta yaşça benden baya büyük olan kız kuzenimle bu konuyu konuştuk. Bu durum kuzenimin de içine dert olmuştu, elimizden birşey gelmemesine sinirleri bozulmuştu. Ertesi akşam aynı kuzenim aradı; kendisi cemaat ablası olması münasebetiyle Selda nın şirket ablasına, onun üzerinden de Selda nın İzmir e tayin olan yakın arkadaşına ulaşmış ve benimle ilgili kendisiyle konuşmuş. Arkadaşı bu konuda Selda nın çok hassas olduğunu, işimin kolay hatta imkansız olduğunu, çok ısrar etmem gerektiğini söylemiş. Kuzenim de aynı fikirde olduğunu kızların ısrardan hoşlandığını daha fazla ısrarcı olmam gerektiğini söyleyip beni gaza getirdi. Ben de bunun üzerine yeni yollar bulmak için düşünmeye başladım.

Sonraki günlerde çaresizce çabaladım ama aklıma hiç bir şey gelmiyordu. Sonra bir sabah uyandığımda İzmir den özel olarak getirttiğim minyatür cam hayvancıklarım gözüme çarptı ve kafamda bir ampul yandı. Bir masal yazmalı ve bu camdan hayvancıkları kullanmalıydım. Sonra bu masalı güzel bir sunumla Selda ya ulaştırmalıydım. Aynı günün akşamında güzel mesaj içerikli bir masal yazmıştım bile. Gayet harika bir sunum da kafamda şekillenmişti. Peki değer miydi? Tanımadığım, bilmediğim, benimle görüşmek istemeyen bir kız için değer miydi? Bunca zaman saçmalıklarıyla vaktimi çalan bu kızlar için değer miydi? Bir an gaza geldim ve değmez diyerek tasarladığım projemi rafa kaldırdım. Bir iki hafta sonra kuzenim arayıp bir hamle yapmam için yine ısrarcı oldu. Pek hevesim yoktu aslında ama ben elimden gelen herşeyi yapmalı sonra tevekkül etmeliydim. Dalgalı ruh halim bu sefer de tasarladığım projeyi hayata geçirmemi söyledi. 2 gün içerisinde her şeyiyle hazır, planlaması yapılmış bir çalışmayı tamamlamıştım. Aşağıda çalışmamın adımlarını görebilirsiniz.

Resim

Yazdığım masaldan biraz bahsedeyim size; masalımın kahramanları uzak diyarlardaki prenses (Selda), bilge bir baykuş, ak geyik (Ben) ve rüya tabir eden tekir kediydi. Bilge baykuşun getirdiği sihirli mektubu okuyan prenses sonsuz bir uykuya dalıyor, rüyasında karanlık ormanda yürürken karşısına ak geyik çıkıyor ve geyik dilinde bir şeyler söylüyor. ak geyiğin konuşmasını hırıltı olarak duyan prenses korkup kaçmaya başlıyor. Ak geyik de prensesi korkuttuğunu anlayıp bir daha karşısına çıkmıyor ama uzaktan takip ediyor. Derken kötü kalpli büyücü prensesin karşısına çıkıyor. Tam asasıyla prensesi taşa çevirecekken ak geyik kendini öne atıp prensesi kurtarıyor son hamleyle cadıyı öldürüyor ama mor bir taşa dönüşüyor. Sonra prenses uyanıyor ve ayak ucunda oturan tekir kediye ruyasını anlatıyor. Tekir dile gelip şunu diyor “Seni büyücünün elinden kurtaran ve bu kabustan uyandıran ak geyikten kaçmasaydın, onunla konuşsaydın gördüğün kabus yerine sonsuza dek sürecek bir rüyada yaşayabilirdin.Eğer ak geyik karşına tekrar çıkarsa bence bi konuş yaani…” diyor ve masal bitiyor. Her kahramanın sırası geldiğinde camdan hayvancıklarımı oraya yapıştırdım. Masalın sonuna da sadece adımı yazdım. Selda nın ismini özellikle yazmadım ki olumsuz bir durum oluşup kendisini zor durumda bırakmayım.

Planıma göre Perşembe akşamı Selda nın iş yerine gidip masasına kutumu bırakacaktım. Cuma günü masalımı okuyacak, hafta sonu düşünme fırsatı olacak, belki Cemil üzerinden bana bir şeyler diyecek, olmadı Pazartesi günü karşısına çıkıp yüz yüze konuşacaktım. Perşembe akşamı Cemil in tarif ettiği şekilde Selda nın masasını bulup kutumu bıraktım. Cuma, Cumartesi, Pazar geçmek bilmedi, Pazartesi günü de hiçbir hareket olmadı. Bu süre içinde yakın bir arkadaşımın eşinin desteğiyle bir konuşma hazırladım ve telefonuma yazdım ve kaç kere çalıştım bilmiyorum. Pazartesi akşamı Selda nın iş çıkışına yarım saat kala servislerinin kalktığı yere konuşlandım. Hava soğuk olduğu için arabamın içinde bekliyordum. Beklerken bir yandan da yazdğım konuşma metnine çalışıyordum. Giriş ve gelişme kısmını iyice özümseyip olumsuz bir cevap alma durumumda söyleyeceklerime geçmiştim ki birden kapalı olan radyo kendi kendine açıldı. Daha enteresanı son zamanların favori şarkısı çalmaya başladı “Sevmediysen pekiiiii sen tamamlaaa sonuuuuu dırı rın dın dırııı”. Allah ım sanki cinler periler benimle dalga geçiyordu, zaten gergindim iyice sinirlerim bozuldu, arabadan indim ve soğukta beklemeye başladım. 15 dakika kadar bekledim sonra Cemil Whatsapp dan yazmaya başladı; Selda şirket messenger ından mesaj yazıyordu..Meğerse 1 hafta önce Selda başka bir odaya taşınmış, benim kutuyu bıraktığım masada da başka bir kız oturuyormuş. bütün odadakiler ve yan odadakiler masalımı okumuştu. Selda nın işten çıkmasına 5 dakika kalmıştı, ne yapmalıydım? Acaba ayıp mı olmuştu? Kızmış mıydı bana? Hemen *Banu yengemizi arayıp ne yapmam gerektiğini sordum, sağolsun konuşmam için gazı verdi, tek ihtiyacım da buydu o an. Derken insanlar işten çıkmaya başladı, karanlıkta her çıkanı görmek için çabalıyordum. Tesettürlülerin yüzlerini ise karanlıkta seçmek gerçekten çok zordu, her an Selda yı kaçırabilirdim.. Ben yolun karşısındakilere bakarken Selda önümden geçip gitti, hemen arkasından koştum seslendim, döndü ve o anlar..

Karanlıkta daha bir güzeldi Selda, ay yüzü, zümrüt gözleri, ufaktan muzur gülümsemesi..Elinde kartın bir çanta vardı, çantanın üstünde benim kutum. “Hediyemi beğenmişsinizdir umarım diye söze başlayacaktım ama bir karışıklık olmuş sanırım” dedim. O da olayın arka yüzünü anlattı ayak üstü. Kutuyu bıraktığım masadaki kız cuma günü işe gelmemiş, Pazartesi günü kutuyu bulmuş ve arkadaşlarına göstermiş. Masalın sonuna adımı yazdığım için şirket dizininden ismimi araştırmış ve enteresandır benim ismimde birisi daha varmış şirkette. (Gerçek ismim çok nadir bulunan bir isimdir aslında, toplasan aynı isimde olan 5 kişiyle anca tanışmışımdır, o derece). Önce yanlış kızın odası sonra yan odalar sırayla konudan haberdar olmuş en son Selda ya kadar gelmiş dedikodusu. Önce o da anlamamış sonrasında masalı okuyunca jeton düşmüş ve kutuyu almış. Selda bunları anlattıktan sonra sözü ben aldım ve bu kadar ısrarcı olmamın sebebinin kendisinin ısrar etmeye değer olduğundan ne kadar zarif ve hanımefendi olduğundan bahsettim yağladım balladım ve görüşmek istediğimi bir kez daha söyledim. Hala gülümsüyordu, beklediğimden daha pozitif yaklaşıyordu, hediyem beğenilmişti anlaşılan. Sonra “Sizinle görüşmek istemememin tek nedeni arkadaşımla görüşmüş olmanız yoksa belki çok iyi bir insansınız sizi tanımıyorum, ama izin verirseniz ben biraz düşüneyim” dedi. O an içimden her türlü zafer, sevinme hareketini yaptım. “O zaman sizi tekrar rahatsız edeceğim” dedim, “Peki” dedi, selamlaşıp ayrıldık…

Tüm bunları yazarken olayı yeniden yaşıyorum, o yüzden konsantrasyonum bozuldu. Hikayenin geri kalanını bir iki gün sonra yazsam daha iyi olacak. Burada kestiğim için özürlerimi sunar, anlayışınız için teşekkür ederim.

* Cemil: eski işyerimdeki arkadaşım *Selda: Hikayeye konu olan hatun kişi *Banu yenge: En yakın arkadaşımın muhterem eşi *Nesibe: Üç Kere Hikayesindeki zorla görüştürüldüğüm hatun kişi.

Categories: Uncategorized | Tags: , , , , , , , | 3 Yorum

DALLAS – Episode 2 – “Who Killed Bob?”

Görsel

Bu hikayemizde önceki hikayemizde yeralan Bob ile yollarımızın kesişmesi ve sonrasında yaşanan değişik olayları anlatacağım. Sonrasında da hanım kızlarımıza tavsiye niteliğinde bir pasaj yazmayı planlıyorum. vira bismillah..

Bazı üniversitelerden mezun olanların özellikle ilgi gösterdiği veya bir şekilde hakimiyet kurduğu sektörler vardır. Benim üniversitem mezun olanlar da üst düzey eğitimi sayesinde(!) daha ziyade savunma sanayii ve arge şirketlerinde yoğunlaşmışlardır. Bu sebeple illaki yollarımız bazı şirketlerde kesişiyor nitekim *Bob ile de bir süre aynı şirkette çalıştık. Yalnız Bob benden farklı bir birimde farklı bir lokasyonda çalışıyordu. Buna rağmen çalışma arkadaşlarıyla nasıl olduğunu halen hatırlamadığım bir şekilde tanıştım ve samimiyet kurdum. Bu arkadaşlardan birisi de benzer bir kaderi halen paylaşmakta olduğum *Joseph di. Joseph ile bahtsızlığımız ve kısmetsizliğimiz üzerine çok defalar konuşmuş olası kısmetler ile ilgili istihbarat değiştokuşu yapmış idik. Hatta bu alışverişler arasında afife kızımız *Jesse ile de uzaktan müşerref olmuş ancak Joseph in olumsuz istihbaratı ve mevcutta görüştüğü birisi olduğu bilgisi sonucu herhangi bir girişimde bulunmamıştık. Bunun sonrasında yine stratejik ortaklığımız sırasında keşif çalışmaları yürüttüğümüz *Miriam kızımız ile ilgili de bir çalışma yürütmüş idik. Lakin Miriam da birisiyle görüşmekteydi o sıralar. Bu iki hanımın ortak noktası ise sadece aynı birimde çalışan 1000 kişiden 2 si olmaktı.

Önceki Dallas macerasını yeni yeni atlattığımız günlerin birinde servise binerken Jesse kızımızla aynı servisi beklediğimizi farkettim. Canlısını ilk defa görüyordum kendisinin, allah nazarlardan saklasın pek de zarif ve naif duruyordu. Yalnız işin enteresan tarafı inceden beni kesiyordu. Aldığım istihbarata göre gayet agresif, tanışma girişiminde bulunanları hemen oracığa gömen bir arkadaştı, nasıl bana bakardı ki yani. Bunun ötesinde bu leveldeki bir hanım kız tarafından daha önce hiç kesilmemiştim. Bu vesileyle aklıma bir jesse fikri düştü tabi. Her zamanki “Yoksa bu bir işaret mi?”,”Hiç beklemediğin zamanda olurmuş zaten böyle şeyler”, “olumlu düşün neden olmasın ki” fikirleri kafamda dolaşmaya başladı. Eve gidince yeniden bir facebook, instagram vs. araştırması yaptım. Derken telefonum çaldı, arayan jose ydi, yok artık kesin bu bir işaret olmalıydı. Bir heves telefonu açtım, selamlaşma naberleşme faslından sonra mevzuyu Jose ye anlattım. Jose dediki ya şimdi iyi diyonda sen Jesse yi boşver seni Miriam la görüştürecez. Hop! noluyo! Ya Jesse! dememe kalmadan Jose konuyu anlatmaya başladı:

“Geçen işyerinden arkadaşlardan birinin evine, ofistekilerle, hayırlı olsuna gittik. Orda bir muhabbet döndü bayan arkadaşların arasında; “Bob’ a Miriam ya da Jesse den birini ayarlayalım” fln dediler. Baktım iş ciddiye biniyor telefon numaraları fln havada uçuşuyor, hemen araya girdim “Durun! onlardan birini ben başka bir arkadaşa düşünüyorum” dedim ve ısrarlarım sonucunda arkadaşları vazgeçirdim. Hatta Jesse ile de görüştüm Miriam ın telefonunu aldım, senin facebooktan fotolarını fln gönderdim. Jesse baya tarz çıkmış Miriam kesin beğenir dedi.”

Ben bu olaya Bob un karışmasına mı şaşırayım yoksa Jesse ile Miriam ın arkadaş olmalarına mı bilemedim. Kime niyet kime kısmet durumuna düşmek üzereydim ayrıca. Üstüne bir de Jesse nin bakışları kendisi için değil sadece arkadaşı içinmiş. Üst üste şoklar sonrasında önceki macerayı Jose ile paylaştım, birlikte şok olduk. Bu noktadan sonra Jesse ile herhangi birşey olması pek mümkün değildi. Her ne kadar Jose benden habersiz bir işler çevirmiş olsa da tüm bu dallas vari olaylara rağmen Miriam ile görüşmeyi kabul ettim. Sonuçta bu bir işaret olabilirdi, hiç beklenmedik yerden kısmet çıkardı, tabiiiy tabiiiy…

Miriam kızımız ile görüşmemi kronolojik olarak anlatmak istiyorum, buna göre basit hesaplar yapacağım..

Miriam hanım gök mavisi gözlü, beyaz tenli, orta boylu, gayet mütedeyyin ve konuşkan bir insandı. O pazar günü gelip karşıma oturduğunda içimden kaç defa “Lan yoksa bu kız o mu!” dedim hatırlamıyorum. Güzelce de muhabbet ettik kendisiyle; benden bir yaş büyüktü, düzgün bir ailesi vardı, pek sosyal aktivitesi yoktu ama merakı vardı en azından. Sonra çıktık taksi çağırmaya çalıştı, ben de eve yada uygun biryere  bırakmayı teklif ettim. “Şimdi senin arabana yanlız binmem uygun olmaz” dedi. Ben de “Elin taksicisinin arabasına yanlız binmekten daha mantıklı ama” dedim. Yapabileceği pek bişey yoktu bu laf üzerine. Yol boyunca muhabbet ettik, trafikte kaldık, ara sıra utangaç tavırlar sergilediğini, dudaklarını yediğini ellerini nereye koyacağını bilemediğini farkettim. Uygun biryerde bıraktım kendisini tekrar görüşmek üzere vedalaştık, akşamında bir iki mesaj vs.. Yaşının büyük olması pek de umrumda değildi, olabilirdi bu sefer. Ama artık bu tip hanım kızlar konusunda mesafeyi koruyup daha gözlemci olmam gerektiğini biliyordum.

Sonraki gün meşguldü Miriam, ikinci gün tekrar görüştük. Bu sefer özel günler için sakladığım, nadide mekan keşiflerimden birisine gittik. Muhabbet ettik, ciddi konulara girdik, çıkışta birlikte camiye gittik, (bu hatun kişiyle camiye gitme olayı benim jenerasyonumda inanılmaz mutluluk yaratan bir durumdur, hanım kardeşlere tüyom olsun) sonra kendisini uygun bir yere bıraktım, Akşamında bir iki mesaj. Ben genelde ileri seviye telefon kullanabilen bir adam olamadım; konuşmalarım 3dk yı geçmez mesajlarım 50 karakterdir. Uzun uzun mesaj veya konuşma trafiği hiç yaşamadım, mesajlaşma uygulamalarını çok geç kullanmaya başladım o derece. Bu yüzden 6-7 kere mesaj atmak benim için çok büyük birşeydi. Ama tabi bu sayılar piyasanın çok altında imiş sonradan öğrendim.

Son görüşmemizden 2 gün sonra Miriam e görüşmek için mesaj attım, cevabi mesajda şöyle yazıyordu; “bir süre görüşmeyelim, birşeyler eksik”. “Eksik olan ne acaba, bişey mi yaptım bilmeden, kesin yaptın olum ya” düşünceleri içerisinde, bir sorun varsa konuşarak halledelim mealinde bir mesaj yazdım. Ayrıca ertesi gün 1 haftalığına şehir dışına çıkacağımdan uzunca bir süre görüşemeyecektik. Bunu da belirtmeme ve çözüme yönelik mesajlarıma rağmen Miriam hanım benimle görüşmek istemedi. Ben de şehir dışına gittim…

Dönüşümde bu sefer benim elim telefona gitmedi, gitti aramadım, mesaj yazdım göndermedim. Derken 1 hafta daha geçti, sonra bir görüşmemizde fayda olduğuna karar verdim. Bir pazar sabahında Miriam ile kahvaltı masasındaydık ve ben bu iş olmayacak heralde moduna girmiştim. Miriam neden böyle davrandığını, çok daha farklı birşey hayal ettiğini benim aşık gibi davranmamı beklediğini, ablasının aceleci davranmaması konusunda kendini uyardığını anlattı, tavırları konuşmaları garipti. Takıntılı hareketleri ve sözleri vardı, ruh hali pek iyi değildi ve bunu kendisi de söylüyordu. Pek mümkün değildi bu saatten sonra, derken muhabbetimiz kahvaltımız bitti ve ayrıldık. Kendisini çok sonraları, işten ayrıldıktan sonra yine bir iş ortamında gördüm. 1m kadar yakınımdan geçti ve yüzüme bile bakmadı. Sonuç olarak 3 günde 2 kere görüştüğüm Miriam 4.gün birşeylerin eksik olduğunu hissetmiş, 16. günde aşık gibi davranmam gerktiğini söylemiş ve olay bu şekilde sonuçlanmıştı. Şimdi gelelim hanım kızlarımıza tavsiyeler pasajımıza…

“Genelde hayatımızdaki önemli olayları başımıza gelmeden düşünmüyoruz. Bunlardan biri de görüşme, tanışma ve üst levellere çıkma süreci. Bu yüzden 20 li yaşlarınızın başlarında karşınıza çıkan teklifleri düşünmeden reddediyor, 25 li yaşlarda ne istediğinizi kafanızda oturtmaya çalışıyor, 28+ yaşlarda da doğrudan evliliği düşünüyorsunuz. Her durumda da aceleci davranıyorsunuz. Özellikle 28+ yaşlardaki arkadaşlara sesleniyorum, mütedeyyin insanlar olarak biz erkekler ortalama 1 er saatlik 2 görüşmeden sonra sizlere aşık olamayız, olsak bile liseli aşık moduna geçemeyiz, geçmeyiz. Benzer şekilde sizin de böyle birşey bekleyebileceğinize ihtimal vermeyiz. Bu yüzden önce iç dünyanızda kendinizi teskin etmeniz ve iç buhranlarınıza dur demelisiniz. Bunu yapamasanız bile bizlerle iletişiminizde aceleci davranmayın, karşı tarafın 3sn içinde evlilik teklif etmesini bekleyen ama karşılık bulamamış hatun moduna geçmeyin. Olacağı varsa da olmuyor bu şekilde. Şunu sakın unutmayın, sizin yaşlarınızdaki erkeklerin %90 ı 2. görüşmeden sonra size aşık olmaz. Aşık olan %10 a da dikkat edin başkalarına da aşık olabilir. Ayrıca siz mütedeyyin hanım kardeşlerim, bizim gözümüzde sizler 2 görüşmede aşık olmayacak, yelkenleri suya indirip gereksiz davranışlar sergilemeyecek kalitede insanlarsınız. Lütfen bu imajınızı sürdürün.”

Son olarak bir tüyo daha vereyim; benim jenerasyonumda kalben temiz kalan insanlar 2. görüşmede belki aşık olmaz, ama istikrarlı ve istekli bir talip ile karşılaştığında direnme gibi bir durumu %3 civarındadır. Artık buradan yapacağınız çözümlemelerle bir gün bana duacı olursunuz inşallah. Selam ve dua ile..

***Edit: Ne ahkam kesmişsin bee! diyen arkadaşlar, bunları yaşadığım, şahit olduğum maceralara dayanarak söylüyorum, burda tecrübe konuşuyor, yanlış olmasın :)

*Bob: Üniversiteden ve iş yerinden arkadaşım, *Jose: İşyerinden Bob ile ortak arkadaş, *Jesse: Jose ile aynı birimde çalışan billur güzellikteki hatun kişi, *Miriam: Jose ile aynı birimde çalışan Jesse nin arkadaşı,

 

Categories: Uncategorized | Tags: , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

DALLAS – Episode 1 “Rise of Ceyar(Jr)”

Görsel

Hikayelerimde ara ara bahsettiğim kısıtlı insan çevresinin ve kader ağlarının örülmesi sonucunda, bir zamanlarım meşhur dizisi Dallas’ taki abuk subuk insan ilişkileri ve bağlantıları bizzat tarafımca yaşanır oldu. Bu hikayede yakın arkadaş çevrem ile yaşamış olduğum Dallas vari bir maceramı daha anlatacağım. Biraz daha anlaşılır olması açısından hikayeyi 2 parçada anlatacağım, işte geliyor…

Üniversitedeki hocalarımdan bir  tanesi ile uzun zaman komşuluk yaptık, benim çocukluğum hocamın gençliğine denk gelmiş, okul, nişan düğün, taşınma bilimum aktivitelerine şahit olmuştum. Kendisiyle olmasa da ailesiyle halen komşuluğumuz sürüyor. Hocamın annesi *Melek teyze bir gün muhterem anneme gelerek yine üniversiteden hocam olan *Mülazım hocanın kızını tavsiye etmiş. Olay bana aksettiğinde artık uzmanlaştığım, hatta benim için oldukça sıradan bir hadiseye dönen internet araştırmalarını yaptım. Hiç yüzyüze görüşmediğim sadece internetten tanıştığım alakasız bir arkadaşımın Mülazım hocanın kızı *Rümeysa ile ortak arkadaşım olduğunu gördüm. Utana sıkıla ufaktan mevzuyu arkadaşıma çıtlattım, ciddiyetimi belirttim ve beklenmedik bir şekilde *Berk bana facebook şifresini verdi! Böylece Rümeysa kızımız ile ilgili detaylı bir karakter analizi yapma fırsatını elde etmiş oldum. Lakin analiz sonuçlarıma göre durum pek olumlu değildi. Bu yüzden Rümeysa mevzusunu biraz sürünceme de bıraktım. Tabi bu süreçte Mülazım hoca ile tanışıklığı olan babamın sitemkar, hafiften kızmalı ve iğneleyici baskılarına sıklıkla maruz kaldım. İyiden iyiye bu baskılardan sıkılmıştım, arkadaşlarıma bile dert yanmıştım o derece. Tüm bu baskıların sonucunda kendimi yine Rümeysa yı araştırırken buldum tabi. Sonraki günlerin birinde üniversitedeki arkadaşlarımdan *Bob un evinde toplaşmış, herkes bir köşede kendi halinde takılırken yine araştırma faaliyetlerine başlamıştım. Ne yaptığımı soran arkadaşlara; Mülazım hocanın kızı ile ilgili araştırma yaptığımı söyleyince, gençler hocalarının kızını merak ettiler ve resmine bakmak istediler, ben de engellemedim kendilerini. Sonra (her ne kadar sonrasında inkar etseler de) sırasıyla Bob ve *Charlie; Rümeysa nın güzel olmadığını, *Ceyar ise Rümeysa nın bana yakışmayacak bir kız olduğunu söylediler. Ben bu yorumları pek de önemsemesem de attım hafızaya. Bu olaydan sonra günden güne hem benim isteğim hem de babamın baskıları azaldı. Buna rağmen Rümeysa aklımın bir köşesindeki yerini korumaya devam etti.

Tüm bu girizgah olaylardan sonra bir gün; yakında evleneceğime delalet eden, bir rüya gördüm. Bu rüyadan 2 gün sonra hep gittiğim alışveriş merkezlerinin birinde Rümeysa’ yı gördüm. Rümeysa hiç resimlerindeki gibi değildi, Bob, Charlie ve Ceyar ın dediklerinin aksine billur bir güzelliği, kendi çapında bir endamı vardı. Aman Allah’ ım! Rüyam gerçek mi olacaktı? Bu bir işaret miydi yoksa?! Hemen telefona sarıldım anneme Rümeysa için Melek teyzeler üzerinden girişimde bulunmasını istedim. Enteresandır annem bu sefer cool bir şekilde “Eve gel bir konuşalım, istişare edelim, sonra..”dedi. Bu konuşmadan beni uzuun bir sürecin beklediğini almalıydım…Annemin Melek teyzeye konuyu aktarması, Melek teyzenin oğluna, oğlunun Mülazım hocaya mevzuyu iletmesi yaklaşık 10 gün sürdü. Daha kötüsü tam Mülayim hocanın konuyu eşine ve kızına aktardığı 11. günde Rümeysa ve annesinin 10 günlük bir Avrupa gezisine gitmesiydi. Buna rağmen Mülazım hocanın benim, ailem hakkındaki ve kızıyla görüşmem konusundaki olumlu görüşlerini bildirmesi bir nebze gönlümü ferahlattı. Ama eşi ve kızıyla konuyu istişare etmesi gerektiğini de iletti tabi ki.  10 gün daha geçti, sonunda Rümeysa vatana döndü. Sonrasında 1 hafta benim annem, 1 hafta Melek teyze, 3 gün Melek teyzenin oğlu, 10 gün de Mülazım hoca salladı. Sonuçta hiç de yabancı olmadığım; “Kızımız okulunu yeni bitirdi”,”KPSS ye girecek”,”Yüksek lisans yapacak” vb. bahanelerin ardından “biz oğlunuzla düşünmüyoruz” cevabını aldık. Rüya, Rümeysayla karşılaşmam, Mülazım hocanın mevzuya sıcak bakması ve 2 aylık heyecanlı bekleyiş sonucunda bu cevap beni üzüntülere gark etti. Her geçen gün bu konulardaki hassasiyetimin artmasından olsa gerek, iyice nasırlaşacağına daha çok kanıyordu…

Günler haftalar geçiyordu, üzüntüm giderek azalsa da Rümeysa konusu ara sıra aklıma gelmiyor değildi. Gün içerisinde dertlendiğim anlardan birinde üniversitedeki arkadaşlarımla ortak başka bir arkadaşım olan *Smith işyerine ziyaretime geldi. Moralimin bozukluğunu farkedip içimi dökmemi sağladı, sonra bu kadar üzüldüğüm kızı merak etti, ısrarları sonrasında Smith e Rümeysanın resmini gösterdim. Fotoğrafı görür görmez Smith in ağzından şu tarihi sözler döküldü:

– Aaa bu kızı Ceyar ın annesi Bob a düşünmüş, Rümeysa nın annesinde kızımızın vesikalık fotoğrafını almış (ki kız tarafından fotoğraf alabilmenin ne kadar zor olduğunu bilirim)Ceyar da bu kızın resmini geçen Bob a gösterdi. Ama Bob beğenmedi, görüşmek istemedi.

Bir an dondum kaldım, Smith de olayı çözdü, ufaktan bir şaşırma küfürü patlattı, bir süre karşılıklı  sustuk… Arkadaşlarımdan biri (Ceyar) “sana yakışmaz bu kız” dediği Rümeysa nın fotoğrafını Bob a göstermiş, Rümeysa için “yok abi güzel değil” diyen Bob ise yine benzer bir cümle kurmuştu. Kelimenin tam anlamıyla mal oldum, kızdım, kafamda uçuşan ihtimalleri bir kenara bıraktım ve Ceyar ı aradım. “Sen ne yaptın Ceyar” dedim, olayın vehametini anladığında diyecek birşey bulamadı bir şaşırma küfürü de kendisi patlattı, “sinirliyim sonra görüşürüz” deyip telefonu kapattım. Normalde Ceyar da, Bob da, Smith de mevzu bir şekilde bağlantılı olduğu hanımlarla ilgili konularda kazaklığın ötesinde agresif duruşu olan insanlardır. Böyle bir durumla karşılaştıklarında yapabilecekleri şeyler gayet geniş bir çerçeve çizer gerçekten. (Charlie bu konuda biraz rahattır, ona değinmiyorum) Ben ise önceleri durumu arkadaşlarımın mallığına, özensizliğine veya dikkatsizliğine versem de sonraları, mevzunun pek yenilip yutulmayacak bir durum olması ve halen üzüntüsünü yaşadığım bir olayla bağlantılı olmasından dolayı üzüntümü ve kızgınlığımı gideremedim. En iyisi bir süre görüşmemekti, telefonlarına çıkmadım, gönderdikleri haberlere cevap vermedim…Konuyu paylaştığım insanlar bu tepkime şaşırdı; tepki göstermemi, onlarla ilişkimi tamamen kesmemi hatta kendilerine zarar vermemi telkin ettiler. Tüm bunlara rağmen 2-3 hafta kadar sonra sakinleştim ve olayın kahramanlarıyla konuştuk. Kötü bir niyetleri olmadığını, o Rümeysa nın bu Rumeysa olduğunu bilemediklerini, resmi göstermediğimi, hatırlamadıklarını, kendilerinden nasıl şüphe edebileceğimi, bu konuda suçlu olmadıklarını vs. söylediler. Ben de Bob a inandım, Ceyar ın da zaman zaman, mal bir adam olduğuna kanaat getirdik.

Tüm bu olayların sonrasında ise yine tam bir klasik yaşandı; Mülazım hocanın yeni mezun olmuş, KPSS ye girecek ve master yapacak olan müstakbel kızı Rümeysa hanım nişanlandı. Bu haberi de Ceyar duyar duymaz telefonla bana iletti ve bu şekilde öğrendik. Yorgan gitti kavga bitti gibi bir durum olduğu düşünülebilir. Ama olayın Rümeysa nın şahsıyla hiçbir ilgisi olmadığını belirtmekte fayda görüyorum.

Hikayenin ikinci bölümü ile ilgili bir spoiler vereyim; yollarımız bir arkadaşımla kez daha kesişecek, farklı bir maceranın sonunda Rümeysa nın hikayeye bir daha teşrifiyle şimdilik son bulacak. Kim bilir belki aynı ekip bu serinin 3. bölümünü de yazdırabilir…

Önemli Açıklama: Bu hikayeyi okuyan mutaassıp arkadaşlar, talip olacağım kızın fotoğraflarına ulaşma yöntemime, bu fotoğraflardan bir ikisini erkek arkadaşlarıma göstermeme takılabilir. Bu noktada şunları anlamanızda fayda olduğunu düşünüyorum; eğer niyetiniz evlilikse müslüman bir hatun kişinin fotoğraflarına, kendisine, gözlerine, ellerine bakabilir, konuşabilir hatta bazı alimlere göre saçlarını açmasını isteyebilir, ayak bileklerine bakabilirsiniz. Bundan ayrı olarak; islam şeriatına göre tesettüre bürünmüş bir müslüman kadını diğer müslüman erkeklerin görmesinde bir mahsur bulunmamaktadır. Kaldı ki bu hanımlar günlük hayatlarında okulda, alışverişte, yolculukta vb bir çok yerde erkeklerle muhatap olmakta ve görülmektedirler. Bu sebepledir ki tesettürlü müslüman bir hanımın fotoğrafının müslüman erkeklerce görülmesinde, gösterilmesinde dinen bir mahsur olmaz. Ahlaki ve kültürel açıdan bakıldığında ise evlenme niyetinde olduğun bir hanımı evlenmeden önce veya sonra yakın çevrendeki insanların görmesinde bir mahsur olacağını düşünmeden önce; etrafınızdaki insanların dolmuştaki bir apaçiden, mağazadaki yılışık tezgahtardan, okuldaki öğrenci arkadaşlarından daha güven duyulmaz insanlar olup olmadığını düşünün. Eğer güven vermeyen insanlarsa; mümkünse çevrenizi değiştirin. Güven duymanıza rağmen halen göstermemeniz gerektiğini düşünüyorsanız profesyonel destek almanızda fayda görüyorum. Son olarak ilgili hatun kişiler sosyal hayatlarında erkeklerle etkileşimlerine ileri seviye hassasiyet gösteriyorsa kendisilerine ve size sonsuz saygılarımı sunarım…

*Mülazım Hoca: üniversiteden hocam, *Melek Teyze; üniversiteden başka bir hocamın annesi, *Rümeysa: Mülazım hocanın kızı, *Bob, *Ceyar, *Charlie: Üniversiteden yakın arkadaşlarım, *Smith: üniversiteden yakın arkadaşlarımla ortak başka bir arkadaşım, *Berk: internetten tanışıklığımın olduğu, Rümeysayla aynı bölümde okumuş arkadaşım

Categories: Uncategorized | Tags: , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Cemaat Kalbimde Sızıdır

Dini bütün ailelerimiz, biz çocuklarına küçük yaştan itibaren bilimum sureleri, şartları, farzları sünnetleri büyük bir şevkle öğretir. Hatta, Allah onlardan razı olsun, öğretmenin ötesinde hafızalarımıza kazırlar. Bunların yanında hak yememeyi, yalan söylememeyi, düşkünlere yardımı  da öğretirler. 5-6 yaşlarına geldiğinizde tüm bu standart bilgi ve anlayışla donanmışsınıdır. Sadece kendiniz değil yakın çevrenizdeki çocuklarla da birebir aynı şeyleri bilirsiniz. Çünkü Allah tekdir, din tekdir, ümmet tek…Sonra büyüdükçe cemaat diye birşey öğrenirsiniz, namazdaki cemaat gibi değildir ama. Sohbetler, organizasyonlar, dayanışma, kardeşlik vs. süperdir. Kendinizi daha çok geliştirir, level atlarsınız. Sonra bir gün süleymancıları duyarsınız, ardından fettullahçılar, ışıkçılar, meşveret, menzil, kadiri, rufai, pure nakşi, süper nurcu vesaire vesaire…Sizin cemaat tek cemaat değildir üstelik dostu düşmanı örgütlenmesi mekanizmaları vardır…Başkalarına bakarsınız, yakın ilişkiler kurarsınız ama manzara farklı değildir. Bu noktada birleşmelerine rağmen diğer bir çok noktada farklıdırlar..Aslında olması gereken cemaatin namazdaki cemaat gibi; aynı safta, aynı kıbleye dönmüş, omuz omuza aynı Allah a secde eden kardeşler topluluğu olması gerektiğini anlarsınız. Bu hikayemde cemaat olgusunun olumsuzluğu ile bir kez daha acı bir şekilde yüzleşmemi okuyacaksınız..

Annem ve gelin adayı bulma ekibi çalışmalarına son hızla devam etmekteydi. Tüm çabalara rağmen İşlerin iyice kesat gittiği günlerden birinde sevgili annem müjdeli bir haber ile çıka geldi. “Bu sefer turnayı gözünden vurduk inşallah!” dedi. Yüzündeki o mutlu ifadeyi tekrar görmek için şuan herşeyi verebilirim. Buldukları gelin adayı, Sevda hanım, tam benim istediğim fiziki, sosyolojik, akademik ve ahlaki düzeydeydi. Annemlerin yaptığı kız görme ziyaretinden de A+ notunu almıştı üstelik. Ayrıca Sevda hanım ve annesi *pure nakşiler cemaatine bağlılar ve cemaat içerisinde olabildiğince aktif rol oynamaktalarmış. Her ne kadar özellikle babam açısından pure nakşiler sevilesi insanlar olmasa da benim ve annem açısından hiç bir sorun teşkil etmemekteydi. Haliyle bana da görüşmek düşerdi tabi, hiç tereddüt etmeden kendisini aradım, iftar sonrası çay kahve ve muhabbet randevulaştık.

Buluşma yerine geldiğinde Sevda hanımın güzelliği ve kibarlığı ile karşılaşmak beni gerçekten şaşırtmıştı. Annem bu sefer haklıydı galiba, turnayı gördüm, nişan aldım..Sevda hanımla mekanın sessiz bir köşesinde müsait bir masaya oturduk ve muhabbete başladı. Normalde görüşmelerde; konuşmayı yönlendirme, karşımdakini rahatlatma, espri yapma vb bir çok şeyi rahatlıkla yaparım ama bu sefer durum farklıydı. Konu açmakta bile güçlük çekiyordum, allahtan Sevda hanım benim boşluğumu da dolduracak şekilde konuşabiliyordu. Okulundan, mezun olduktan sonraki maceralarından ve şu sıralar nelerle meşgul olduğundan bahsetti. Okuldan sonra bir süre çalışmış sonrasında ise cemaat işleriyle biraz daha uğraşabilmek için 1 sene kadar ara vermiş. Pure nakşiler cemaatinin evlerinde ablalık görevlerini büyük bir sorumlulukla yaptığından bahsettikten sonra sıra bana geldi. Ben de irticacı geçmişimden, cemaatlere bakış açımdan, pure nakşi cemaatinin kariyerime yönelik engelleme hareketlerinden, beni ve kendilerini nasıl başkalaştırdıklarından bahsettim. Babamın kendilerine karşı olmasına rağmen benim hepsine eşit mesafede olduğumdan bahsettim. Ardından Sevda hanım “Ben şuanki yaşantımdan asla vazgeçmem” cümlesini kurdu. Oysaki ben bu yönde birşey söylememiştim. Derken düşe kalka devam eden muhabbetimiz 1 saatin sonunda son buldu. Kendisini arabasına kadar geçirdim, park ettiği kuytu yoldan güvenle çıkana kadar kendisini izledim ve evimin yolunu tuttum. Benim açımdan olumlu bir görüşmeydi ama “asla vazgeçmem” noktasına takılmıştım biraz. Vazgeçmesindi ki zaten ama niye özellikle vurguladı ki…

Eve döndüğümde annem sevinçle sordu, ben anlattım; olumlu olumsuz her konuyu aktardım kendisine. Sevindi tabi sevgili annem ve ekledi “Pure nakşi olmasına takılma sakın yavrum!Bu kızı kaçırmayalım”. Sonraki iki akşam Sevda hanımın meşguliyetleri olduğundan kendisini rahatsız etmedim. 3. gün kendisini görüşme arzumu iletmek için aradım, ilk aramama cevap vermedi. İşi vardır, mukabelede falandır belki müsait değildir diye düşündüm. O yüzden bir sonraki aramamı 1 saat sonra yaptım, bu sefer telefonum açıldı. Sonraki konuşmaları olduğu gibi yazıyorum:

Ben- Merhaba Sevda hanım nasılsınız?

S- Merhaba, iyiyim siz?

Ben- Ben de iyiyim müsait misiniz?

S- Müsaitim

Ben- Peki akşam müsait misiniz? Sizinle tekrar görüşmek isterim.

S- Akşam müsaitim de ben sizinle görüşmek istemiyorum.

İç sesim- aaaaah

S- Sizinle görüşmemizde bizim cemaatimizden pure nakşiler diye bahsetmeniz beni çok kırdı

Ben- Keşke söyleseydiniz benim kesinlikle öyle bir..

S- Babanızın da bizim cemaatle ilgili düşünceleri üzdü beni açıkçası

Ben- Konuşmamızda da bahsettiğim gibi ben bu tarz karşıt duruşlara karşıyım biliyorsunuz. benim açımdan bu bir sorun değil.

S- Olsun ben en azından daha az kırılmış birisiyle birlikte olmak isterim, sonuçta bu benim için bir yaşam tarzı. Öyle yani..

Ben- Yani ozaman hayırlısı olsun ne diyeyim, bana zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.

S- Ben de size zahmet verdim okadar, hayırlısı olsun.

Bu konuşmada ben asla bu şekilde konuşmazdım aslında ama ilk görüşmedeki o birşey söyleyememe hali vuku buldu ve hiç beklemiyordum gerçekten. Hep karşısında durduğum bir yaklaşıma sahipmişim muamelesi görmüştüm resmen. Buna rağmen iki kelimeyi üstüste koyup kendimi ifade edemedim, yazık oldu, çok yazık.

Benim eşimin bana karşı sorumluluklarını yerine getirdikten sonra Allah yolunda çalışmasını neden istemeyim ki? Bana yaptıkları tüm ayrımcılıklara rağmen pure nakşiliğe gönül vermiş birisiyle evlenmemde benim açımdan nasıl bir sakınca olabilir?..Ben nasıl bir cemaati diğerinden ayırırım? Ben nasıl ayrılırım, nasıl başkalaştırılırım arkadaş!?

Hiç bu kadar üzülmemiştim gerçekten, üzüntüm olmamasından değil, böyle bir sebebin önüme sürülmüş olmasından..Ah cemaat sen kalbimde sızısın…Allah bizlere sabır, dirayet ve islam kardeşliğini kalbimizde hissetmeyi nasip etsin. Amin.

Categories: Uncategorized | Tags: , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Olursa Olur

“Bu hikayede Merve rumuzlu misafir yazarımızın başından geçen yaşanmış olaylar anlatılmaktadır. Karakterler tamamen gerçek isimler, mekanlar ve içecekler tamamen hayal ürünüdür. Siz de hikayelerinizi paylaşmak isterseniz abbasarinan@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.”

8273361467_8afc013500_c

Kalabalık ailede büyüyenler bilir, çocuklarla baş edebilmek için bir çeşit sürü psikolojisi içerisinde yetiştirilirsiniz. En büyük çocuk hangi ilkokula giderse diğerleri de peşinden oraya gider, en büyüğün kazandığı okullar diğer kardeşlerce de birinci sırada tercih edilir. Hatta çoğu zaman başarılı olma ya da olmama, aynı yeri kazanabilme ile ölçülür ve siz bunu hiç garipsemesiniz. Ben evin üç numarası olduğumdan, kardeşlere yön vermek gibi bi derdim pek olmadı. Ta ki bilerek ve isteyerek kendimi bu sorumluluğun içine sürükleyene kadar…

Yorucu geçen final haftasını atlatmış, sonuçlar açıklanmış ve ben geçmem gereken en önemli dersten kalmıştım. Tabi bunu kimse bilmemeliydi, çünkü en büyük kardeş ve ikinci kardeş hiçbir dersten kalmadan gül gibi mezun oluvermişti. Aileme yalan söylemenim, onların güvenlerini boşa çıkardığımı düşünmemin stresi içinde kıvranırken annem *Hayriye teyzenin yeğeninin kınasına gitmeyi teklif etti. Suçluluk duygum biraz olsun hafiflesin diye, hiç de sevmediğim ve gitmemek için türlü taklalar attığım bu aktiviteye katılmak durumunda kaldım. Kınaya gittiğimizde aslında çok da fena bir fikir olmadığını düşünür gibi oldum. Kimseyi tanımıyor olmanın verdiği rahatlıkla bol bol oynadım, kurtlarımı bi güzel döktüm. Annemin yüzündeki memnuniyeti ve gözlerindeki gururu görmeliydiniz, ki ben çok kısa bir süre sonra tekrar tekrar ve tekrar görebilecektim. Ertesi gün de maaile düğün salonundaydık tabi ki. Derken sevgili anneme bir telefon geldi, annemin konuşurken ki yüz ifadesini görmeliydiniz. Konuştuklarından anladığım kadarıyla Mürsel bey diye birinin annesi beni görmüş, beğenmiş, oğlu şöyle dindar, böyle namuslu, üniversiteler, şirketler, paralar paralar falan filan..

Ablalarım üniversiteden çoktan mezun olduklarından onlara daha önce pek çok kere benzer teklifler gelmişti. Ancak onlar bütün teklifleri müstehzi bir gülüşle hep kulak ardı etmişlerdi. Benim canımı çok sıkıyordu bu durum, çünkü görücü usulü evliliğin dalga geçilecek bi tarafı yoktu ve ikisinin de evlenmek için önlerinde herhangi bir engel de yoktu. Sanırım ablalarım birbirlerinden aşırı derecede etkileniyordu. Belki biri evlense diğeri de evlenecekti ama biri o müstehzi gülüşü yüzüne kondurmuştu bir kere. Sürü psikolojisi demiştim ya, çok hafife almayın siz onu. Neyse; Annem durumu özetledikten sonra en büyük ablamın dudağının kenarının kıvrılmasına izin vermeden “Olabilir, bi görüşelim bakalım” deyiverdim. O an masadaki bütün kafalar bana döndü, salonda derin bir sessizlik oldu..ve ardından annemin şen kahkahası, gururlu gözleri falan.. Anlık gelişmiş olsa da, bunu ablalarımın kaderini değiştirmek için “önemli ve ciddi bir hamle” olarak gördüğümü hatırlıyorum.

Hasılı kelam, annem ne ara olduğunu hala anlamadığım bir anda hemen geri bildirimde bulundu ve ilk telefonun üzerinden bir saat geçmemişti ki, ikinci bir telefonla Mürsel bey in yarın benimle görüşmek istediği haberi geldi. Şok olmuştum, görücü usulüne tamam da, bu neydi böyle canım… Ben bir iki resim trafiği falan olur, amaç hasıl olunca(ablalarım önderi olduğum psikolojiye girince) da razı olunmaz ve iş biter diye düşünüyordum. Ama annem aynı ivedilikle üzerime gelmeye başladı, pişmanlık kat sayım her an artıyordu. Ama ben rahat görünmeli ve ablalarımın pişmanlığımdan beslenmelerine izin verememeliydim. Topun ağzında olmak zordu gerçekten, büyük ablamı ilk kez ve bir daha olmamacasına anlıyordum sanırım. Hemen  yakın bi arkadaşımı arayıp, durum anlattım. Arkadaş çok rahattı ve beni de rahatlattı sağolsun. “Olursa olur, olmazsa olmaz” sloganıyla anneme tamam dedim, yarın görüşelim.

Ertesi günler her zaman böyle çabuk gelmez ama o gün çabuk geldi. Olursa olur olmazsa olmaz, olursa olur olmazsa olmaz, olursa olur olmazsa olmaz diyerek annemle çıktık yola . Buluşma yeri gayet merkezi bir yerdeydi, *Mürsel bey, abisi ve yengesi ile oraya gelecekti. Sonrasında ise ikimiz ordan ayrılıp başka bir yere oturmaya gidecektik. Buluşma yerine yaklaşırken enteresan bir şekilde muhteşem üçlü ile karşılaştık. Hemen önümüzde ilerliyorlardı, annem bunun iyi bir tevafuk olduğunu düşünse de aslında pek de öyle değildi. Yanlarına gitmedik, annem iyice görebilmem için fırsat verdi bana ve kendince iyi bir şey yapıyordu. Ama atladığı ufak bi nokta vardı;  Mürsel Bey in abisi uzun boylu, esmer, yakışıklı ve sevimli de bi tipti ve aksine Mürsel bey de abisinden çok daha yaşlı görünüyordu. Buluşma yerine gelip Mürsel bey ile tanıştırılana kadar kendisine hiç bakmadım desem yalan olmaz. İlk andaki şoku hemen atlatmış olmayı isterdim ama Mürsel bey bana bu konuda zerre miktarı yardımcı olmuyordu. Sonra Mürsel beyle beraber oradan ayrılarak hemen karşıdaki kafeye geçtik. Meşhur bir yerdi ve Mürsel bey buranın salepini çok seviyordu (hatta bu konu üzerinde biraz fazlaca durdu). Oturduk, ben beklemedeyim, erkek neticede o yönlendirmeli konuşmayı falan gibisinden. Ama Mürsel bey in hiç öyle bi çabası yoktu. Bana bakmadığı bir ara gözlerimle garsonu yakalayıp, masaya çağırdım, böylece siparişleri verebildik. Rahatlamıştım, planın “olmayacaksa olmayacak” kısmındaydım. Ama Mürsel bey in sessizliği beni, garsonu ve sanki tüm herkesi geriyordu. Siparişler geldiğinde daha iyi olacağını sanmam da yanlıştı, çünkü salepi geldiğinde Mürsel bey başka bir aleme geçiş yaptı. Sanki salep ile görüşecekmiş de ben onları buluşturan garsonmuşum gibi davranmaya başladı. Salepi getirdiğime göre yanlarında durmama gerek yoktu.

Bu işler böyle oluyorduysa keşke olmasa mıydı? Biraz daha bekledim, bende çayıma sempati duymaya çalıştım ama olmuyordu.. Sinirlerim tavan yaptığında artık konu açmaya çalışma girişimlerimi de sonlandırdım. Sağ elimi havaya kaldırıp, “heey garson, bak buraya” diye bağırdım. Mürsel bey uykusundan uyanıp, sağa sola bakmaya başladı. Bir iki birşey geveledi, bir iki soru sormaya çalıştı. Derken garson şaşkın şaşkın masamıza geldi “hesabı alabilirmiyim” dedim. Yüksek sesle ve birinci tekil şahısla konuşuyordum. Mürsel bey ise şaşkın bi bana bi salepine bakıyordu. Sanırım hangimizle görüşmeye geldiğini anlıyordu yavaştan. Sonra Hesap geldi, hızlı davranıp çantamdan elli lira çıkardım, masaya koydum, yine yüksek sesle, “üstü bahşiş” dedim ve çıktım. Mürsel bey, garson, müşteriler ve salep öylece arkamdan bakıyordu. Hışımla karşıya geçmek istedim ama arabalar hızlıydı, beklerken Mürsel bey yakaladı beni, bişeyler söyledi ama hiç dinlemedim. İlk buluşma noktasına geldiğimde, abisinin, yengesinin ve en çok da annemin yüzü asıldı. Onların yanına gidip, tanıştığıma çok memnun olduğumu belirtip annemle oradan uzaklaştık..

Mürsel bey in neden öyle davrandığını merak etmedim ama annem sonralardan “salep içerken konuşmayı sevmeyen biriymiş” gibi bişeyler söyledi. İlk görüşme için fazla talihsiz olsam da eğlendiğimi söyleyebilirim. Sonradan o kafeye salep içmeye bile gittim arkadaşlarla, çok güzel bulmadım ama..şekeri çok, tarçını az…Hikayenin akışına kapılıp bu maceraya atılma sebebini unuttuysanız hatırlatayım ablalarıma önder oldum, amaç hasıl oldu…

*Hayriye teyze: yeğeninin kınasına gidip beğenildiğim annemin arkadaşı, *Salepçi Mürsel bey: ablalarım için kendimi feda edip görüştüğüm beyefendi.

Categories: Uncategorized | Tags: , , , , , , , | Yorum bırakın

Hikaye 11,5 – Üzgünüm Büşra Revolution

Bu hikayeyi anlamanız için önce Üzgünüm Büşra hikayesini okumalısınız, zira bu hikayem devam niteliğindedir. Hikaye 8 -Üzgünüm Büşra

Kader ağlarını herbirimiz için farklı farklı örer. Bazılarımız için çok şaşırtıcı gelir bazılarımız içinse gayet sıradandır. Benim için de artık kader ağları sıradanlaşmış bir halde ama belki siz şaşırırsınız…

Büşra hanımla görüşmemizin üzerinden 6 ay geçmiş ve ben kendisini halen aramamıştım. Zaten bu saatten sonra aramamın da bir manası, bir değeri yoktu. Ama blog umu yeni okuyan bir arkadaşım, *Alican, Büşra ya çok ayıp ettiğimi, arayıp özür dilemek için hiçbir zaman geç olmadığını söyledi. Aslında ben de bu konuda orta seviyede vicdan azabı çekmekteydim. Alican ın bunu vurgulaması vicdan azabımı bir üst seviyeye çıkarmıştı açıkçası. Bir an arayacak gibi oldum ama yine aramadım…

Alican ile konuşmamızın üzerinden 1-2 saat geçmişti ki Büşra hanımdan facebook üzerinden bana bir mesaj geldi. Daha önce kendisiyle hiç mesajlaşmamış arkadaş bile olmamıştık. Hadi bakalım kader ağları diyerek mesajı okudum. Mesaj da herhangi bir beklentisi olmadan bu mesajı yazdığını facebook ta gezinirken bana denk geldiğini belirttikten sonra, hemcinslerinin aynı duruma bir daha düşmemesi için görüşürüz dedikten sonra bir daha aramamış olmamın kendisini ne kadar üzdüğünü söylemiş. Vicdan azap seviyemin zirveye ulaştığı anlardan birini yaşadım o an. Hemen içimi döktüm kendisine üzgün ve pişman olduğumu, özür dileyecek bile yüzümün olmadığını belirten bir günah çıkarma metni yazıp kendisine gönderdim. Büşra da durumun vehametinin farkında olduğumu öğrendiği için memnuniyetini belirtti ve Allah a emanet etti beni.

Bu ilginç tevafuk sonrası vicdanen bir nebze de olsa rahatlamıştım. Ama tabi tevafuklar silsilesi devam etmekteydi. 2-3 ay sonra bu sefer ben facebookta gezinirken Büşra hanıma rastladım. Üniversiteden bir arkadaşımın arkadaşı olmasına rağmen bir zamanlar muhabbetimiz olan halen beni tanıyan bir arkadaşın profil resmindeydi kendisi. Arkadaşın medeni hali de nişanlı ya dönmüştü; “*Rıfat Kırat is now engaged with Büşra”. Gizlenecek bir şaşkınlığımın olmasını isterdim ama tepkisizdim. İkisi için de sevinmiştim ve kalbi duygularımla resimlerinin altına hayırlı uğurlu olsun yazdım. 1 Saat sonra Rıfat Kırat artık arkadaşım değildi; “Rıfat Kırat is no more your friend”. Büyük ihtimalle bir daha yolda görse yüzüme bakmayacaktır kendisi.

Rıfat ın bu tavrında ne kadar haklı olup olmadığını düşündüm. Aslında haklıydı tabiki ama diğer taraftan bir kızın bir erkekle evlilik niyetiyle görüşmüş olması, ne erkeğe ne de kıza bir yükümlülük veya bir leke getirmez diye düşündüm. Bu noktada Rıfat ın veya öncesinde Arkadaşımın Aşkısın hikayesinde geçen Mustafa nın benimle irtibatı kesmesi ne kadar mantıklı ve makul bir harekettir. Eğer benim ilgili kız arkadaşlarla görüşmüş olmam bu arkadaşlar için sorun ise aynı sorun evlendikleri kızlar için de geçerli değil mi acaba? Ya da görüşmüş veya yazılmış olmama rağmen bir şekilde olmamış olsa bile, ileriki günlerde benim müstakbel eşlerine meyletme veya aklından bile geçirme  ihtimalim mi var acaba? Yoksa bir güven sorunu içerisindeler mi? Değişik bir durum açıkçası, arkadaşlarımın tercihlerine saygı duyuyorum. “Sen olsan aynısını yapmaz mısın?” diye soracak olursanız; aralarında duygusal herhangi bir şey olmadıysa benim gibi bir insansa eğer harcanmamalı, hatta kız ile ilgili soruların yöneltilmesi stratejik bir hareket olabilir. Zira hem karşı tarafın ilgilendiğim kızla ilgili his ve düşüncelerini öğrenir bir nevi yoklamış olurum, hem de güvenilir bir kaynaktan kızımız ile ilgili bilgi almış olurum. Biraz geniş olduğum düşünülebilir evet, tabi bekara hatun boşamak kolay da denebilir. Günün birinde böyle bir durumla ben karşılaşırsam o zaman nasıl davranacağımı görürüz. Bazı şeyler yaşanmadan bilinmez…

*Rıfat Kırat : Büşra nın müstakbel nişanlısı, *Alican : My favourite white boy

 

Categories: Uncategorized | Tags: , , , , , | Yorum bırakın

Hikaye 11 – Üç Kere

Görsel

Bazen herşeyin suyu çıkmış gibi hissedersiniz de hiç bir şey yapasınız gelmez ya; uzun zamandır öyle bir ruh hali içindeydim. Bu yüzden hikayelere uzunca bir ara verdim. Lakin kaderin oyunları yine enteresan bir perde ile tezahür etti ve bunu yazmalıyım diye düşündüm. İşte geliyor…

Gelin adayı bulma çalışmaları sırasında bazen çevrenizdeki herkesin sizin için seferber olduğunu görüyorsunuz. En başta farkedilmiyor ama bir an durup düşündüğünüzde; anneniz, teyzeniz, iş arkadaşınızın annesi, komşunuz, komşunuzun komşusu, babanızın arkadaşı, sizin arkadaşlarınız mutlaka ufak da olsa bir teklifle karşınıza geliyor. Bu konuda şikayetçi olmak haddime değil tabi. Ama bir de sizin adınıza girişimde bulunanlar var…

Yorucu bir çalışma günü sonrası eve gelmiş ve enteresan bir şekilde annemlerin akşam yemeği seramonisine yetişmiştim. Bir taraftan günün muhasebesini yapıyor bir taraftan da yemeğimi yiyordum. Ama annemin sessiz ve tedirgin hali gözümden kaçmamıştı. Derken sevgili validem çözülmeye başladı.

– Hani bizim yan apartmanda Hüdaverdi hoca vardı ya, onun güzel bir torunu varmış, diş hekimiymiş pek güzel bir kızmış, *Düriye teyzen söyledi.

+ E ne güzel biraz araştırıver annem

– Araştırmaya gerek yok oğlum. Düriye teyzen kızın babannesiyle konuşmuş, görüşme ayarlamış sana. pazartesi günü buluşacakmışsınız.

+ Anne olur mu öyle şey, ben sadece sana benim adıma konuşman için vekalet verdim, Düriye teyze kim oluyor?

– Şimdi olmaz oğlum bak kızın telefonunu almışlar, kızın babannesi senin için babasıyla konuşmuş, hem buluşacağınız yer bile belli.

+ Anne şaka mı yapıyosun, tanımayız etmeyiz nasıl görüşcem kızla ben öyle şey mi olur?! Git Düriye teyzeye söyle ne yaptıysa geri alsın düzeltsin hatasını ben anlamam!!Benim kızdığımı da söyle, o kim oluyormuş benim adıma…tövbe tövbe

Bu konuşmadan sonraki günlerde annemin tedirginliğinin sürekli arttığına şahit oldum. Gün aşırı “Bu kızı ne yapalım?” şeklinde sorular soruyor, kendi kendine üzülüyordu. Yumuşak kalpli olduğundan gidipte Düriye teyzeye bir şey diyememişti besbelli. Yine bir akşam yemeğinde titrek bir sesle yine sordu. Annemin üzülmesine hiç bir zaman dayanamadığım için bütün prensiplerimi ve gururumu bir kenara bırakıp, annemin hatrı için kızla görüşebileceğimi söyledim. Hemen yüzü güldü tabi..

“Hatrın için görüşeceğim ama birşey beklemeyin bu işten” dememi takiben elime bir A4 kağıt tutuşturdu annem. Kağıtta 4 satır yazı vardı ama ilkokul 1 terk yazısı gibiydi. İlk satırda okunmayan bir isim “*Nezihe”, ikincisinde telefon numarası, sonrakilerde ise yer ve zaman yazıyordu. Saçmalıklar silsilesinin tek sayfalık ihtarnamesiydi aslında ama ben o an idrak edememiştim.

Ertesi gün yılda 1 kere bize gelip, 2 hafta kalan pek muhterem halam geldi. Kendisi kocasından çok çekmiş ve sonrasında kocasını bastırmış cevval bir hatun kişidir. Gelir gelmez annemle bizim durumları konuştular ve bu mevzudan da haberdar oldu kendisi. Hiç beklemeden bana gaz ve telkin verme olayına girişti. Sadece 1 gün dayanabildim ve ertesi gün mesaj atıp müsait olduğunu öğrenip Nezihe hanımı aradım, görüşme ile ilgili yer ve saat konusunda anlaştık. Düriye teyzenin ayarladığı saat mesai saatlerim içerisinde kalıyordu netekim. Unutmadan belirteyim, Nezihe nin soyismi olmadığından ve zaten ismi de bana yanlış iletildiğinden internet araştırmalarım boşa gitti..

Derken görüşme günü ve saati geldiğinde ben çoktan stratejik olarak konuşlanmış, geldiğime dair mesajı, oturma konumumla beraber Nezihe hanıma göndermiştim. 15 dakika sonra tesettürlü bir hatun ve uzunca bir erkek oturduğum yerin yakınına gelerek etrafa bakınmaya başladı. Aslında tek başına oturan bir ben vardım ortamda ama nedense bir süre etrafa bakındılar. Meğerse bir alt katta tek başına oturan orta yaşın üzerinde bir adamı ben sanıp şoka girmişler. Bu sırada ben ayağa kalkıp kendimi tanıtarak kendileriyle iletişimi başlattım. Nezihe ve yanındaki erkek kardeşiyle böylece tanışmış oldum. Daha önceki tecrübelerimde gelin adayının teyzesinin eltisinin oğlu ile tanıştığım için Nezihe nin görüşmeye erkek kardeşiyle gelmesini hiç yadırgamadım. Hatta masaya davet ettim, gerginliğini almak için geyik bile yaptım. Sonra sağolsun eleman kalkıp gitti, biz de Nezihe hanımla başbaşa kaldık. 

Nezihe her ne kadar benim tarzım olmasa da boylu poslu renkli gözlü bir bayandı. Uzun etek-ceket kombinasyonunu anne styla topuklu ayakkabı ve başörtüsü içe tamamlamıştı. Rahat tavırlarımı sürdürerek hemen geyik muhabbete girdim, havadan sudan konuştum Nezihe hanıma pek fırsat vermedim. Derken konuşma sırası ona geldi; büyük ihtimalle çeneli bir kızdı ama konuşurken heyecandan nefesini bile ayarlayamıyor, hafif tombulca yanakları pembeden koyu kırmızıya renk cümbüşleri sergiliyordu. Sürekli masadaki tuzluk biberlik ne varsa onlarla oynuyordu. Karşılıklı kendi özelliklerimizden bahsettik, aslında daha çok ben bahsettim o da ortak olanları söyledi. derken 40 dakika sonra erkek kardeş çıkageldi, büyük ihtimalle ailesinin talimatları doğrultusunda zaman tutuyordu. 40 dakikanın sonunda topa hakim olma yüzdem %80 in üzerindeydi. Neyse sonra vedalaşıp tekrar görüşmek üzere ayrıldık. Yanlız ben hala Nezihe nin isminin Nezihe olduğunu sanmaya devam ediyordum.

3 gün sonra yine bir akşam yemeği sırasında telefon geldi. Arayan Düriye teyze idi, annemle birşeyler konuştular sonra annem apartopar telefonu kapatmasını söyledi. Meğerse Düriye teyze Nezihe nin babannesine gitmiş ve yine ortalığı karıştırmış. Tabi ben bu durumda delirdim biraz ve anneme kızdım hafiften. Sonra aşağıdaki muhabbetler döndü;

Ben: Anne bu kadın yine ortalığı karıştırcak bak hem kız tarafına hem bizim tarafa ayıp olcak biz arada kalıcaz sonra. Sen kızmadın demi Düriye teyzeye.

Annem: Kalbini mi kırsaydım oğlum? Sus!

Ben: Kırsaydın sadece onun kalbi kırılacaktı şimdi herkesin kalbi kırılabilir, zaten senin hatrın için görüştüm kızla bişey olacağı da yok. Başımıza iş açacak

Halam: Ne demek hatrına görüştüm sen aramadın mı kızı görüşmek için?!!

Ben: Hala dalga mı geçiyosun kadın ortalığı karıştırmış, ben ayıp olmasın diye..

Halam: Sen istedin de aradın, istemesen aramazdın.

Annem: Kim dedi sana ara diye ben mi ara dedim sen aradın, sen de istiyosun.

Ben: Başlarım yapacağınız işe, ben annem üzülmesin diye görüşüyorum kızla sonra benim başıma kalıyo..

Halam: Hep anaya babaya karşı gelin zaten Bak Bak!!

Annem: Dönüyim sırtımı da vur, hep ben kötüyüm zaten !!!

Ben: Yahu…tövbe tövbe..

Konuşmanın sonunda elimdeki kaşığı bırakıp hiddetle masadan nasıl kalktım, kendimi fitness e nasıl attım bilmiyorum. Sonraki günler annem ve halam bana küstüler, derken halam evine geri döndü. Sonraki gün annem bombayı patlattı; Nezihe kızımız beni beğenmiş tekrar görüşebileceğini söylemiş. Düriye teyze de büyük ihtimalle benim ağzımdan birşeyler söylemiş olacak ki annem tekrar görüşmem konusunda ısrarcı oldu. İşler iyice çığırından çıkmadan bu işe son noktayı koymalıydım. İsteksizce de olsa Nezihe ye mesaj attım, bir de nedendir bilinmez Whatsapp ı olup olmadığını sordum. Hemen sonra da Whatsapp kullandığını görüp ordan mesaj attım. 15 dakika sonra Whatsapp kullandığını ama mesaj attığım hesabın annesine ait olduğunu söyleyen bir SMS geldi. Bu durumda bendeki numaranın annesinde olması gerekiyordu. Aman Allah ım dı! Bana verdikleri numara Nezihe nin değil annesinin numarasıydı! ve aslında Nezihe diye annesiyle mesajlaşmıştım! Allah tan kıza doğru düzgün mesaj atmadım da olası faciaların önüne geçmiş oldum.Neyse bu şok mesajdan sonra Nezihe hanım ya da annesi bana 10 gün sonrası için randevu verdi.

2. görüşme için yine aynı yerde aynı saatte yine erkenden yerimi aldım. Bu sefer ortada erkek kardeş yoktu ama Nezihe yine geç kalmıştı. Enteresandır bu defa kızı babası getirmişti biraz garipti doğrusu. Neyse muhabbet muhabbeti açtı derken evlilik konusuna girdik. O bana ne istediğimi sordu ben ona sordum. Klasik “kocam beni olduğum gibi kabul etsin” isteği konusunda tartıştık, kendisini mat etmeme rağmen sabit fikirli olmakla suçlandım vs. Ama kopma noktası benim bir insanı 1-2 görüşmeyle tanımanın mümkün olmadığını söylemem üzerine Nezihe nin “güvendiğim bir abla dinen 3 kereden fazla görüşmemin caiz olmadığını söyledi” ile başlayan kısımdı. Neden 3 tü 2 veya 4 değildi de neden 3 tü, Durumun saçmalığını vurguladım ve yine kendisini köşeye sıkıştırdım. Bu sefer yanlış düşündüğünü kabul etti fakat “1-2 görüşmeden sonra aklında bir fikir oluşmayan erkek oyalıyordur” gibi talihsiz bir açıklamada bulundu. Bunun üzerine uzun uzun konuştuk, bana alenen kızdı. Bir iki zarf atarak benim istediğimi söylediğim karakter özelliklerinden farklı davranıp davranmadığını test ettim. Test sonuçları Pozitifdi ve ben bunu kendisine belli ettim. Derken muhabbet bitti ve tam o sırada babası aradı, geldiğini aşağıda beklediğini söyledi. Hazırlandık, mekandan çıkarken babasıyla konuşup konuşmamam gerektiğini sordum Nezihe ye. Çekinmeden konuşabileceğimi ama konuşmam konusunda zorlamak istemediğini söyledi. Bende ozaman sen babana söyle de ben bir selam vereyim dedim.

Mekandan çıktığımızda babası arabanın içinde kızını bekliyordu, bizi görmesine rağmen arabadan inmemişti. Babaların bu durumlarda gergin olmasını anlıyabiliyor ve hak veriyorum . Bu yüzden önce Nezihe den babasına söylemesini rica ettim ama tabi Nezihe hanım bombayı kucağıma atıverdi. Ön kapıyı açıp babasına ” Baba, Abbas seninle bişey konuşacakmış” deyip geri çekildi. O an adamcağızın aklından geçenleri düşünemiyorum. Neyseki ben soğuk kanlılığımı koruyup kendimi tanıtıp teşekkür ettim, selam verip geri çekildim.

Sonraki gün görüşmede aldığım Nezihe nin gerçek numarasına standart bir iki mesaj attım ama kendisi beni sallamadı. Benim de canıma minnet aslında ama işte nezaket damarımız bir türlü rahat vermiyor. Daha sonra, kendisini arayıp ne kadar güzel ve ahlaklı bir kız olduğunu ama mizaçlarımızın uymadığını, bu yüzden kendisini oyalamamam gerektiğini söyledim ve teşekkür ettim. Macera da bu şekilde son buldu…Bu arada Nezihe nin asıl ismi Nesibe imiş :) 

*Düriye: Ortalık karıştıran komşu , *Nezihe: Gelin adayının yanlış ismi , *Nesibe: Gelin adayının gerçek ismi , *Hüdaverdi Hoca: Nesibe nin dedesi

Categories: Uncategorized | Tags: , , , , | 1 Yorum

Dua

Allah’ ım;

Şah damarımdan yakınsın, beni benden iyi bilirsin. Emrin doğrultusunda evlenmek için çaba sarfediyorum. Evlilik niyetiyle yaklaşıyorum uzaklaşıyorlarlar, arkadaş olalım diyorum ona da yanaşmıyorlar. Her çabaladığımda farklı şekilde kapıları kapatıyor kulların. Fettahsın ya Rab, kapıları açansın…Yalnız sana ibadet eder yanlız senden yardım dileriz…Bizlere yardım eyle…

Amin.

edit: ve an itibariyle duvardaki resim yere düşer…( http://bit.ly/W5tAPt )

Categories: Uncategorized | Yorum bırakın

Hikaye 10 – Mertebe

Görücü usulü evlilik çalışmaları bir noktadan sonra ruhsuz, duygusuz, saçma sapan bir hal alabiliyor. Tavsiye edilen insanlar isimleriyle değil de “sana bulunan bir kız” olarak karşınıza çıkmaya başlıyor. Bu değil, bu hiç değil, beni anlamıyorsunuz, sıradaki.. hesabı hiç hoş olmayan, kontrolden çıkmış bir şekilde yaşanan durumlara yol açıyor. Bu hikaye de benzer bir durumdayken başıma gelen bir macerayı anlatıyor. En bomba hikayemdir, biraz uzundur ama gülme garantilidir, hazır olun…

Ailemin üst üste bulduğu gelin adaylarının büyük bir kısmını beğenmiyor, beğendiklerim beni beğenmiyor, sevgilileri veya kariyer hayalleri olduğundan benimle görüşmüyorlardı. İyice daralmış ve kontrolü kaybetmeye başlamıştım. Tam bu yürek darlığı ve iç sıkıntısı zamanlarımda iş icabı 1 haftalığına şehir dışına çıktım. Tebdil-i mekandaki ferahlığı gerçek manasıyla yaşamaktaydım. Ama tabi bu ferahlık öyle uzun süremezdi, illaki birşey çıkacaktı ve nitekim perşembe günü gelen bir mesaj ile de ferahlık son buldu. İş yerinden bir arkadaşım bana bir kız(bu ifadenin ne kadar sinir bozucu olduğunun farkındayım..) bulduklarını belirten bir mesaj yazmıştı. Bu sevgili iş arkadaşımın annesi bana helal süt emmiş kız bulma misyonunu üstlenmişti sağolsun. Daha önce de bu yönde çeşitli organizasyonlara dahil olmuş ancak başarı sağlayamamıştık.

Mesajı aldıktan sonra iş arkadaşım *Deniz’ i arayıp durum hakkında bilgi almaya çalıştım. Deniz kızı görmemişti, ama annesinin kız hakkındaki görüşlerini aktardı sağolsun. O kadar güzel o kadar hanım bir kızmış ki artık bu kızı beğenmeme gibi bir durum söz konusu bile olamazmış, Deniz’ in annesi *Rabia teyzemiz böyle söylüyormuş. Bu tarz övgü dolu sözlere artık aldırış etmesem de nedendir bilinmez, toy bir damat adayı edasıyla hemen atladım “Tamam, görüşelim” dedim.  Bunun üzerine Deniz işlemlere başladı, bana da ara ara bilgi verdi sağolsun.

Deniz ile bir sonraki görüşmemizde kızın isminin *Meral olduğunu, aslında ailesiyle İstanbul’ da oturduğunu geçici bir süreyle Ankara’ ya teyzesine geldiğini, bir kaç gün içinde geri döneceğini iletti. Benim Meral’ le görüşebilmem için planladığım tarihten 1 gün önce dönmem gerekiyordu. İşleri, randevuları ona göre ayarlayıp görüşme gününün gelmesini bekledim. Bu arada Deniz ile bir iki kere daha görüştük; Meral in teyzesi Meral’ in kendilerine emanet olduğunu, dışarda benimle görüşmesinin uygun olmadığı, evlerine gidip kendilerinin refakatinde görüşmem gerektiğini söylemiş. Ben de olayın aile seviyesine çıkacak bir durumunun olmadığını, sadece ismini bildiğim bir kızla görüşmeyi kabul ettiğimin altının çizilmesi gerektiğini belirttim. Deniz de benimle aynı fikirdeydi ve Rabia teyzeye durumu anlattı. Sonraki görüşmede Meral in teyzesinin vazgeçtiğini Meral ile birebir görüşebileceğimize izin verdiğini öğrendim. Değişik bir durumdu ama gemileri yakmıştım bir kere, lanet olsundu, görüşecektim, o kadar…

Cumartesi gecesi toparlanıp Ankara’ ya döndüm, Pazar sabahı Deniz’ i arayıp görüşmeyi nasıl yapacağımız hakkında bilgi istedim. Zira Meral’ in telefonu vb. bir bilgi yoktu, istemiştim ama vermemişlerdi. Deniz’ in dediğine göre Meral, Rabia teyzelerin evine gidecek ben de oraya gidip Meral’ i alacaktım. Ama fazla uzağa götürmemeli yakındaki bir cafe de görüşmeliydim, zira teyzesine emanetti kendisi. Neyse zaman konusunda anlaştık ve o zamanı beklemeye koyuldum.

Tam zamanında, iki dirhem bir çekirdek, Rabia teyzelerin kapısındaydım, otomata bastım Rabia teyze aşşağı indi ama yanında Meral yoktu. Benim sormama fırsat vermeden Rabia teyze, Meral’ in abisinin de Ankara’ ya geldiğini o yüzden gelemediğini, ilerideki marketin önünde buluşacağımızı söyledi. Hadi bakalım hayırlısı deyip  arabayla marketin önüne gittik. Arabanın yanında Rabia teyzemle muhabbet etmeye başladık. Meral’ in teyzesi uzun yıllardır komşusuymuş, aslen *Çorum lular mış, Meral muhasebe gibi bir bölüm bitirmiş ve ayrıca kapanalı 2 ay olmuş. Tam son cümleyi söyler söylemez ileriki köşeden pardesülü bir teyze çıktı, yanında 17 yaşlarında bir genç erkek, onun yanında bir pardesülü teyze daha, onun yanında kapalı ama kısa kollu bir genç kız, onun yanında bir tane daha 17 yaşlarında bir genç erkek daha belirdi. O tarafa baktığımdan bu insanların köşeyi dönüşlerini gördüm, ihtimal vermediğimden yüzümü Rabia teyzeye döndüm. Lakin Rabia teyze “A bak işte geldiler! Kız yeni kapandı ya ondan biraz böyle şey giyinmiş” dedi. Tekrar dönüp o yöne baktım…Evet, gerçekti…Tam 5 kişi halinde bize doğru geliyorlardı, 1. dakika da ilk şoku göğüslemiş ama bozuntuya vermemiştim. İşin daha kötü tarafı genç kızın bana anlatılanla uzaktan yakından alakası yoktu, o anda beğenmedim kendisini. Ben şoku atlatana kadar ekip halinde yanımıza geldiler. Rabia teyzeyle selamlaştılar, Rabia teyze bizi tanıştırmadan pardesülü teyzelerden bir tanesi söze girdi;

– Oğlum; bu (diğer pardesülü teyze) Meral’ in teyzesi, bu Meral’ in kuzeni, ben teyzesinin eltisiyim, bu benim oğlum, bu da Meral.

İç Sesim- Noldu şimdi? Sanırım az önce kızın teyzesinin eltisinin oğlu ile tanıştırıldım!Neyse bozuntuya vermeyim.

Ben- Ben de Abbas teyzecim memnun oldum.

Elti- Maşallah siz de abi misiniz?

Ben- Abi mi?! yok ben abi değilim.

(Bu noktada ortamdaki bütün bayanların yüzleri düştü, bu sözümden memnun olmamışlardı)

Rabia Teyze- Abi değil ama babası imam.

Ekip- Hıııımm oooo maşallah.

Teyze- Benim oğlum da nur talebesi abisi, maşallah

Kuzen- Hayır anne. Ben henüz o mertebeye erişemedim, ama birgün olacağım inşallah.

İç Sesim- Aman Allah’ ım şaka gibi, teyze bana abimisin diye soruyo, oğlu henüz nur talebesi mertebesine erişmediğini söylüyo. Noluyo burda?! Neyse şoktan çık hemen ayıp olmasın.

Ben- O zaman biz geçelim mi Meral?

Meral- Peki geçelim.

Elti- Yanlız oğlum sizinle beraber kuzeni de gelecek, hani görüşmeniz caiz değil ya.

İç Sesim- Sevgili elti teyze şimdi sana burda fıkıhtan girer kelamdan çıkar söylediğin sözü sana yedirirdim ama neyse ayıp olmasın. Bindik bir alamete gidiyoruz, bakalım neler olacak..

Ben- Gel hocam sen de gel.

Sonra önceden çalışılmış bir hareketle Meral arka koltuğa kuzeni ise ön yolcu koltuğuna oturdu. Kafamı sağa çevirip kuzeniyle gözgöze geldim, içimden gülüp lahavle çektim ve marşa bastım. En yakın nezih cafeye doğru yola çıktık, arabayı valeye bırakıp içeri girdik, kuzen halen yanımızdaydı. Uygun bir masa beilrleyip oturduk, masada ben, Meral ve Meral’ in erkek kuzeni vardı. Çok şükür teyzesinin eltisi yoktu ama, büyük bir faciayı küçük bir facia ile atlatıyorduk.

Meral’ in kuzeni erkek olmasaydı çok daha rahat davranabilirdim, ama adam erkekti. Neye nasıl tepki verir, arıza mıdır, uysal mıdır, hassasiyetleri nelerdir hiç bir fikrim yoktu. Sessizlik uzun sürmesin diye ne yiyip içeceklerini sordum siparişi verdim. Saçma sapan bir şekilde oturmaya devam ettik. Kuzenin çilekli milkshake i geldikten sonra kendisi yandaki masaya gitti. Biz de artık rahat rahat(!) konuşmaya başladık.

Havalar sular, hobiler, amcalar teyzeler, okullar vs konuşulduktan sonra Meral’ in kişisel profilini çıkarmam zor olmadı. Kendisi köycek İstanbula göçmüş, İstanbul’ da Çorum’ daki köylerini kuran bir topluluğun parçasıydı. Kibar konuşmak için kendini zorluyor, benim ilgimi çekebileceğini düşündüğü konulara girmeye çalışıyordu. Ama aramızda dağlar,uçurumlar hatta kanyonlar vardı. Buna rağmen ayıp olmaması için kendisiyle konuşmaya devam ettim. Artık muhabbet edecek birşeyim de kalmamıştı, kendisini etkilemek niyetinde olsaydım 5 saat konuşabilirdim pek tabi. Bir ara şöyle bir diyalog bile döndü;

Ben- Ya işte ben de böyle okuldan iş yerinden falan bulamadım, diğer yollardan da bulamıyorum, o yüzden böyle görüşmeler yapıyorum.

Meral- Allah Allah niye bulamıyosun ki, arkadaşların falan da mı bulmuyor?

Ben- İşte bulanlar da kendileri evleniyor zaten!?

Muhabbet iyice saçma sapan bir hal alıyordu, artık Meral’ e evlenecek bir aday bulamamaktan yakınıyordum ve kendisi bunu yadırgamıyordu. Yavaştan toparladım, hesabı ödedim, kuzene seslendim; “Hocam haydi kalkıyoruz!”. Arabaya bindik beraberce, kendilerini evlerine kadar götürüp bıraktım.

5 Dakika sonra Deniz beni aradı, Meral’ in ve sülalesinin beni çok beğendiğini söyledi. Ben de başımdan geçenleri kendisine anlattım, haliyle kendisiyle görüşmek istemeyeceğimi uygun bir dille Meral ve sülalesine iletmesini rica ettim. Bana hak verdi sağolsun. Ama Rabia teyze bu olaydan sonra bana çok kızdı, bir daha bana kız bulmayacağını, böyle yaparsam hiç evlenemeyeceğimi söyledi, üstüne bide bana küstü. Sonra barıştı sahi ama burdan Rabia teyzeme sesleniyorum;

“Rabia teyze size dünya güzeli gelen kızlar hep aslan gibi, etli butlu, kalın kemikli kızlar oluyor. Olurda kavga falan edersek belki dövemez ama hasar bırakır cinsten arkadaşlar. Lütfen biraz daha zarif kızları güzel bulabilir misiniz? Sizi seviyorum, ellerinizden öpüyorum, saygılar:)”

Hasılı tüm bu olaylar olup biterken enteresan bir rahatlık halindeydim, içten içe gülüyor ve maceranın nasıl sonuçlanacağını merak ediyordum açıkçası.(Kısmen şöyle birşey hissettim diyebilirim http://youtu.be/zpV7L–cQ8s) “Abi misiniz?” diye doğrudan bir soruyla muhatap oldum, nur talebesi mertebesine henüz erişememiş ama birgün erişecek bir genç ile tanıştım, görüştüğüm kızın erkek kuzenine çilekli milkshake ısmarladım…Daha ne olsun:)

Ama sonuçta umarsızca birileriyle görüşmek yerine daha makul, bir şeyler hissedebileceğim, özel insanlarla görüşmeye çalışmam gerektiğini böylece anlamış oldum. Teşekkürler Rabia teyze, teşekkürler Deniz, teşekkürler Meral’ in Teyzesinin Eltisinin Oğlu…

*Deniz : İş arkadaşım, *Rabia Teyze : İş arkadaşımın annesi, *Meral : Gelin aday adayı, *Abbas : Ben

Categories: Uncategorized | Tags: , , , , , , , | Yorum bırakın

Hikaye 9 – Şeytanın bacağı

“Bu hikayede Mehmet rumuzlu misafir yazarımızın başından geçen yaşanmış olaylar anlatılmaktadır. Karakterler tamamen gerçek isimler ve şehirler tamamen hayal ürünüdür. Siz de hikayelerinizi paylaşmak isterseniz abbasarinan@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.”

Bir çok mavi yakalı gibi iş icabı doğup büyüdüğüm, ailemin yaşadığı, çok sevdiğim memleketimden uzakta, bir türlü alışamadığım, bozkırın ortasında bir şehirde yaşıyorum. Tahmin etmek zor olmasa gerek Ankara’ dayım ve yine tahmin edersiniz ki asıl memleketim ise İstanbul. Hal böyleyken ailemin kız bulma çalışmaları daha ziyade İstanbul çevrelerinde yoğunlaşıyor. “Mecnun dağları delmişse biz de evlilik uğruna mesafeleri aşarız arkadaş!” yaklaşımıyla mekandan bağımsız potansiyel adaylarla görüşmek için elimden geleni yapıyorum.

Günlerden birgün valide sultandan bir ferman geldi; “Münasip bir gelin adayı var, gel bir görüş!”.Kimdir, kimlerdendir araştırmalarım sonucunda Pakize kızımızın ilahiyat mezunu olduğu, muhterem pederinin müftü olduğunu öğrendim. Bana gayet uygun bir profilde olduğundan olumlu görüşümü aileme ilettim. Hemen bağlantılar kuruldu görüşme ayarlandı, apartopar yollara düşüldü.

Yorucu bir gece yolculuğu sonrası ertesi gün Pakize hanımın talebiyle gayet kalabalık ve bir o kadar da gürültülü meşhur AVM lerden birinde nezih(!) bir pastanede buluştuk.Muhabbetler edildi, çaylar pastalar yenildi, güzel ve karşılıklı olumlu geçen bir  görüşme oldu. Tekrar görüşmek üzere sözleşip ayrıldık. Sanki bu sefer olacak gibiydi, hadi hayırlısıydı.

Sonraki günlerde detaylı internet araştırmaları yaptım, facebook üzerinden kızımızı buldum, kendisi paylaşmasa da sağolsun küçük kız kardeşi bütün profilini, bicümle sülalenin fotoğraflarını herkese açık bir şekilde paylaşmıştı. Böylece tüm aile fertleriyle, amcalar ve halalarla uzaktan müşerref oldum.

Bir sonraki haftasonu yine aynı yerde aynı zamanda görüşmek üzere yola koyuldum. Pakizeyle buluştuk oturduk muhabbet etmeye başladık. Derken yanımızdan geçen iki kız dikkatimi çekti, kısa bir süre bizi kestiler ve bir iki masa arkamıza oturdular. Kendilerini tanımadığımı düşünseler de Facebook sayesinde müşerref olduğum Pakizenin kız kardeşleriydi. Büyük ihtimalle aile tarafından double check için gönderilmişlerdi. Organize bir şekilde biz ayrılmadan,kalkıp yine önümüzden geçip gittiler. İkinci görüşmemiz de gayet olumlu geçmişti, iyiden iyiye birbirimize ısınmıştık. Ayrıca müstakbel kayınpederi adayımızın da benimle görüşmek, tanışmak istediğini belirtti. Yine bir sonraki hafta görüşmek üzere ayrıldık.

Pakize’ nin annesi ve babası, iş icabı başka bir şehirde ikamet ediyorlardı. Sonraki hafta, müstakbel kayınpederimle tanışmaya gitmek üzere uçak araştırdım, ne havaalanları ne de saatler uygundu. Otobüsle Ankara dan yine bir akşam üzeri çıktım ve yaklaşık 10 saatlik bir otobüs yolculuğun ardından sabahın erken saatlerinde ilgili şehre vardım. Önceden yaptığımız görüşmelerde 11:30 civarı ziyaret edebileceğimi belirtmiştim. Bu yüzden o saate kadar sağda solda bilinçsizce oyalandım.

Tam vaktinde kapılarındaydım, zile bastım, kapıyı müstakbel kayınpeder açtı, daha önce aldığım tatlıyı kendisine sundum. Salona geçtik, derken müstakbel kayınvalidem geldi ve tanışma amaçlı diyaloglar döndü. Sağolsunlar ikramda bulundular, herşey yolundaydı.Derken öğle namazı vakti yaklaştı Müftü beyle camiye gitmek üzere hazırlık yaptık. Kendisi namazdan sonra ilçede bir açılışa dua için davetli olduğunu söyledi. Annemiz, “İsterseniz beraber gidin dediyse de” kendisi pek oralı olmadı.

Namazdan sonra beraber evin önüne geldik, iletişim bilgilerimizi değiştokuş ettik. Hemen ardından; “Açılış şimdi kalabalık olur, istersen sen gelme” dedi ( http://bit.ly/INHPEL ) ve mümkünse Bursa’ daki babasıyla da bir görüşmemi istedi. Bu şekilde bir muhabbetten sonra ben izin isteyerek ayrıldım. Pakize’ nin dedesiyle görüşme fikri her ne kadar enteresan gelse de Bursa’ ya gidiş alternatiflerini değerlendirdim. En erken akşam 9:30 gibi Bursa’ da olabilirdim, o saatte de yaşlı bir adam rahatsız edilmez diye düşündüm.Vazgeçip Ankara otobüsüne bindim.Yoldayken babam aradı ve müstakbel dünürü ile tanışmak istediğini iletti, telefon numarasını istedi. Bir müddet sonra yine aradı ve telefonun uzun süre çaldığını ama açılmadığını, bu işten şüphelendiğini iletti. Ben de müsait değildir belki şimdi akşam saati, yarın bir daha ararsın dedim. Ertesi gün babam yine aramış ve telefonlar yine cevap vermemişti. Ben bu duruma fazla aldırış etmedim ama babam iyice kıllanmış ve bu işte bir iş var demişti. Tecrübe konuşuyordu belkide..

Ortalığı kolaçan etme adına ertesi gün Pakize’ yi aradım. “Ailenle görüşebildin mi, nedir durum, ne düşünüyorlar” diye sordum. Kendisi, ailesinin olumlu baktığını söyledi ve “Hayırlısı olur inşallah” dedi. Aynı görüşmede, sonraki cumartesi nerede ne zaman buluşacağımızı konuştuk sözleştik. Allah’ ım bu sefer kesin olacaktı heralde, check listi başarıyla doldurmuştum;

Pakize OK
Müftü Baba OK
Anne 1 OK
Anne 2 OK
Kız kardeş 1 OK
Kız kardeş 2 OK
Dede ?
Baba 1 ?

Total Score: Pass

Bu arada Pakize’ nin bir kuzeninin bizim şirkette çalıştığını öğrenmiş ve kendisiyle iletişime geçmiştim. Hatta bir akşam evime davet ettim, oturduk muhabbetin dibine vurduk. Benimle ilgili olumlu görüşlerini Pakize’ nin ailesine ileteceğini bile söyledi, o derece. Aileyi içten fethettiğimi düşünerek, hadi yine iyiyim kırdım şeytanın bacağını moduna girmiştim iyiden iyiye. Bu modda cuma akşamına aldığım biletin saatini beklemeye başladım.

Yolculuktan bir gün önce beklenmedik bir şekilde bir mesaj aldım, Pakize’den geliyordu. Okumamla kafamdan aşağıya kaynar sular döküldü, mesaj şu şekildeydi, “Ben ailemle aynı noktada  buluşamadım, hayırlısı olsun, hakkını helal et”. Bu kadar mıydı? Bu muydu yani? Elbetteki kabullenemedim. Aradım, aradım yine aradım ama telefonunu açmadı. Kuzenini aradım, kendisinin bir şey bilmediğini, araya girmek istemediğini söyledi. Pes etmedim, aracı bir ablamız vardı onu arattım anneme, o da Pakize’ye ulaşamıyordu.

Bütün hayallerim yıkılmıştı, tam oldu derken avcumdan uçup gitmişti istikbalim. Aradığım mutluluk üç beş kelimelik bir mesajla elimden kayıp gitmişti…Sabahlara kadar düşünmekten uyuyamıyordum, çok canım sıkılmış, çok üzülmüştüm…Pakize kızımıza sitem dolu mesajlar yazdım; telefonlarını neden açmadığını, neler olduğunu sordum. Bu işin çocuk oyuncağı olmadığını ve bir mesajla bitirilemeyeceğini, ahımı aldıklarını yazdım, yazdım da yazdım. Aracı ablamız sonradan bir şekilde kendisine ulaştı; Pakize’ nin çok üzgün olduğunu, perşembe sabahtan akşama ailesini ikna etmeye uğraştığını ama başaramadığını söyledi. Pakize onaylamasa ta oralara kadar beni yönlendirmeyeceğini ve bütün gün ağladığını söylemiş, benim mesajlarımı da ağır bulduğunu iletmiş. Ama gerçek sebep konusunda net birşey söylememiş. Israrlı araştırlamarım sonucunda bir ay kadar sonra benden gizlenen acı gerçeği öğrendim..

Meğer müftü efendi -evlenecek olan kendisiymiş gibi- tipimi beğenmemiş!

Total Score: Epic Fail

Categories: Uncategorized | Tags: , , , , , | Yorum bırakın

Bir dinle bakalım hanım kız…

Sana bir kaç sayfa yazmıştım hanım kız, beni anlayabil diye. Sonra vazgeçtim hepsini sildim…Ben seni çok iyi anlıyorum, benimle muhatap dahi olmamanın sebeplerini biliyorum. Ama üzülüyorum artık, biraz olsun beni düşünüyormusun çünkü…Bu adamın ne düşündüğü, neler hissettiği ile ilgilenmiyorsun bile. Hatta benim bir insan olarak var olduğumu gözardı ediyor, sadece “bana talip olan biri” olarak düşünüyorsun. Önüne gelene evlenme teklif eden sıradan  dindar adamlardan değilim ben…Kesinlikle alelade bir insan değilsin benim için, sen değerlisin benim gözümde…Ömrümde hiç yapmadığım şeyleri senin için yapıyorsam eğer, ailem kalkıp senin için ailenle görüşüyorsa; sen gerçekten özelsin demektir hanım kız, bunu anla lütfen. Ben sadece seninle usulüne uygun bir şekilde tanışabilmek için çaba sarfediyorum. Sadece sana değer verdiğim için bile olsa, mümkünse bir incelik göster, ufak bir lutufta bulun…Varsın hiç birşey olmasın önemli değil..Lakin http://bit.ly/PhJvYf🙂

Categories: Uncategorized | Yorum bırakın

Olaylar Olaylar

Biz zamane irticacı gençleri çeşitli sosyal ortamlarda muhabbeti sevilen, esprilerine gülünen, hafif haşarı hatta kısmen fırmala tipler olarak biliniriz. İlginç olansa “çeşitli sosyal ortamlar” ın; dini sohbet ortamlarından, aile meclislerine, iş toplantılarından, starbucks toplanmalarına hatta zındık(!) arkadaş ortamlarına kadar çeşitlilik göstermesidir. Tüm bu ortamlarda kendine güveni tam, nabza göre fırlamalıklar yapan, yeni tanıyan insanların, “ne kadar sosyal bir arkadaş”,”maşallah pek de güler yüzlü, kendine güvenli” ya da yeni tanıyan zındıkların(!) “ay çok şeker çocuk dimi” veya “hocam muhabbet süper senle bigün içelim” şeklince cümleler kurduğu adamlardan oluyoruz genelde. Ama buna rağmen, içimizde hep o imam-hatip e yeni başlamış çekingen utangaç çocuğu muhafaza ederiz…Gelelim olaylara…

Hayatım boyunca nisa ırkının farklı çeşitleriyle müşerref oldum, iştir arkadaşlıktır, insani ilişkiler kurdum. Ama şu da bir gerçektir ki tüm bu insani ilişkiler sırasında süper rahat bir halde olamadım, hep içimde bir tedirginlik ve çekingenlik olmuştur. Bunun ötesinde hiçbir zaman tanımadığım bir kızla gidip muhabbet etmişliğim de olmamıştır. Geçmiş zaman kullanıyorum çünkü bir iki gün önce böyle birşey yaptım. Olaylar şöyle gelişti;

Birikmiş işlerimi halletmek için gün boyunca bir oraya bir buraya koşturdum durdum. Yapmam gereken bazı işler saçma sapan sebeplerden dolayı gecikti, olmayacak işler başıma geldi. O zaman farkına varmadım ama kader ağlarını örüyordu aslında. Derken bir arkadaşımla buluşup meşhur avm lerden birine gittik. Amacımız arkadaşıma takım elbise almaktı, onun için bir kaç mağaza gezdik ve alacaklarımızı aldık. Sonra bir şeyler yemek için foodcourt a doğru yürümeye başladık, telefonum çaldı, bizim gençlerden birisiyle konuşmaya daldık. Derken karşıdan iki tesettürlü bayanın geldiğini gördüm. Bayanlardan bir tanesi beni öyle etkiledi ki, tam manasıyla nevrim döndü. Bir taraftan telefonla konuşurken diğer taraftan güzeler güzeli *Ebru (bu ismi kendisine şimdi şu anda veriyorum) ya bakıyordum. Kendisine o kadar kapılmışım ki yanımdan geçip giderken etrafımda bir tur döndüm. Hatta arkamızdan yürüyen kız grubu benim halime bakıp baya bir güldüler sağolsunlar. Derken bir anda telefonlarımdan birinin olmadığını farkettim. Sağ elimde cüzdanım ve 2. telefonum vardı ama 1. telefonum yoktu. Telaşla ceplerimi yokladım, biryerde mi unuttum acaba diye düşündüm. İşin aslı 1. telefonumla o an konuşuyordum ve farkına varmam 10 sn kadar sürdü. Ebru kızımız beni benden almıştı gerçekten.

Telefondaki arkadaşla daha fazla konuşamadım alakasız bir şekilde muhabbeti kesip telefonu kapattım. Yanımdaki arkadaşa Ebru nun beni ne kadar etkilediğinden bahsettim, o da güldü sağolsun. Sonra nedendir bilinmez “Oğlum gidip konuşsam mı ki, ne dersin?” dedim. O da “Çok beğendiysen konuş, zaten hayır diycek ama en azından içinde kalmamış olur” dedi. Ebru nun büyüsüne kapılmıştım bir kere, hayatımda hiç yapmadığım, hiç cesaret edemediğim bir şeyi yapmak çocuk oyuncağı gibi geliyordu. Ebru yanımızdan geçtikten sonra biraz yürümüştük. Geri dönüp Ebru ya yetişmemiz gerekiyordu, hemen gittikleri yöne yöneldik ama Ebru orta da yoktu. Yol üstündeki mağazalara bakmaya başladık. Cesaretim kırılmak için zaten bahane arıyordu, Ebru yu göremeyince hemen kırıldı da. İçimdeki imam-hatip in utangaç çocuğu tüm benliğimi esir aldı birden. Bir mağazada Ebru yu gördüm ama cesaretim kırılmıştı bir kere. Yanımdaki arkadaşım görmemiş olsun diye geçirdim içimden, zira kendisi bu tarz bir işe başladım mı o işi kesin bitirir, bitirtirdi. Ama tabi Ebru nun o mağazada olduğu arkadaşımın da gözünden kaçmadı. İç çamaşırı mağazası olduğundan dolayı mağazaya girmedik, kapısında beklemeye koyulduk.

1-2 dakika sonra Ebru ve arkadaşı mağazadan çıktılar. Benim arkadaşım *Sinan hemen konuşmam için beni teşvik etmeye başladı;

– Oğlum hadi konuşsana, kız çıktı işte

+ Abi ne diycem şimdi kıza ben, ne desem ki, ne denir abi şimdi bu kıza, off çok heycanlandım.

– Ya ne de olsa hayır diycek abi ne heyecanlanıyosun.

+ Sağol Sinan, bi @<£#!

Ben heyecanımı yenip harekete geçene kadar Ebru ve arkadaşı başka bir mağazaya girdiler, tabi biz de kapıda beklemeye koyulduk. Kafamda çeşitli diyalog algoritmaları oluşturmaya başladım, cümleler kurdum sorular sordum cevaplar aldım IF ler Else ler havada uçuşuyordu. Bir ara elimdeki telefonlara ve cüzdana baktım, terden resmen ıslanmışlardı. Dizlerimin titrediğini hissettim, kalbimin kafamda atmasından bahsetmiyorum bile. Onca iş halletmiş,öenmli insanlarla muhatap olmuş, kriz ortamlarında bulunmuş bir adam düştüğü bu duruma inanamadım. Tam o sırada Ebru ve arkadaşı mağazadan çıktılar.

Beklenmedik bir hareketle Sinan ın konuşmasına fırsat bile vermeden “ben gidiyom” deyip arkalarından koştum, aradaki insanları geçip uygun bir noktaya gelince arkasından seslendim:

Ben – Pardon bakar mısınız, bir dakikanızı alabilir miyim? (Ebru ve arkadaşı bana doğru dönerler)

İç Sesim – Allah ım Ebru ne kadar güzel gözlerin var senin yakından çok daha güzelmişsin

Ben – Ya ben sizi az önce gördüm yani mal oldum biraz (Ebru gayet cool arkadaşı gözlerini açmış şok halinde bana bakıyor)

İç Sesim – Eye liner ı güzel çekmiş ama mascara yı gözünün yanına dokundurmuş izi kalmış.

Ben – Eğer bana bir beş dakikanızı ayırabilirseniz sizinle oturup konuşmak tanışmak isterim.

Ebru – Olmaz

Ben – Olmaz mı, peki ozaman, kabul etmezsiniz büyük ihtimalle ama, hani ailemden biliyorum..(Ebru başını hafif öne ve sağa eğer e yani bakışı atar)

İç Sesim – Çabuk ol hemen kabul edebileceği diğer tekliflere geç.

Ben – İsminizi söyleseniz olur mu ben bir şekilde sizinle iletişime geçmeye çalışsam?

Ebru – Hayır

İç Sesim – E ama sen böyle yaparsan ben seninle nasıl tanışabilirim ki höööf hayır ya yapma

Ben – Ben ismimi söylesem?

Ebru – Hayır

Ben – Peki (Ebru ve arkadaşı yollarına devam ederler)

Ben – Kusura bakmayın.

İç Sesim – Niye böyle birşey dedin ki şimdi, bide kızın sağ omzuna söyledin farkettiysen..

Ebru kızımız algoritmalarıma uygun cevaplar vererek END satırına kadar geldi. İki kelimeyle beni alaşağı etmeyi başarmıştı. Sinan ın yanına gittim, “Oğlum, olmaz dedi hayır dedi yaa” dedim ve yemek yemek üzere yolumuza devam ettik. Bende yine o standart sessizlik durumu oluşmuştu (Captain Miller styla bit.ly/QBEwBb). Sinan a ne kadar üzüldüğüm ile ilgili bir kaç şey söylediğimi hatırlıyorum sadece. Yemek yemek istemediğimi söyledim bir de. KFC ye gittik sipariş almak için kasadaki çocuk bir süre bana baktı ben ona baktım. “ben iyi değilim arkadaş sipariş verecek” dedim. Yemeğimizi aldık, Sinan birkaç güzel kız gösterdi sallamadım, yemeğimizi yedik kalktık.

Otoparka giden yürüyen merdivenle aşşağı iniyorduk, tam o sırada Ebru ve arkadaşı da karşıdan geldiğini gördüm, uzun uzun baktım. Bizi kesin gördüler ama bir kere bile bakmadılar. Yanımızdan yukarı çıkan merdivene binecek gibi oldular, tereddüt ettiler kitlendiler ne yöne gideceklerini bilemediler bir süre. Sonra yürüyüp gittik…O avm de iki kişinin karşılaşması pek mümkün değildi, kader oyununda kesişen hayatlar sahnesi tarzı bir şeydi işte..Arabama binip avm den ayrıldık, kendimizi spora verdik…

Halis niyetle tüm seçeneklerimi deniyorum, sonuçta müslüman bir gencin evlenmek için çaba sarfetmesi kadar doğal birşey olamaz. Keşke bu çabalarımı insanlar anlasa da buna göre adım atabilseler…

*Ebru: hayatımda ilk defa tanışmak için gidip konuştuğum kız, *Sinan: yanımda kırmızı şortuyla gezen arkadaşım.

Categories: Uncategorized | 1 Yorum

Hikaye 8 – Üzgünüm Büşra

Genel olarak iyi bir insansınızdır, temiz kalpliliğiniz, iyi huyluluğunuz, ince ruhluluğunuz ve kibarlığınızla insanların takdirini kazanmışsınızdır. Ama bazen öyle birşey yaparsınız ki alemin en öküzü o yaptığınızı yapmaz..ve işin enteresanı, o yaptığınızın nedeni yoktur…

Oğluna kız bakan anneleri iki grupta inceleyebiliriz; biri yırtıklık derecesinde aktif, diğeri ise utangaçlık derecesinde pasif annelerdir. Benim annem ikinci gruba giriyor malesef ama yengem kesinlikle ilk grupta yer alıyor. Günlerden birgün annem ve yengem meşhur tesettür markalarından birinin mağazasına alışveriş için giderler. Eşarptır pardesüdür bakarken, kendileri gibi alışveriş yapan bir anne-kız dikkatlerini çeker. Kızımız uzun boylu, renkli gözlü, kumral ve tesettürlüdür, allah nazarlardan saklasındır. Annem kendisini pek bir beğenir, sağından bakar solundan bakar ama bir türlü yaklaşamaz. Kızımızın annesiyle bir kaç saçma alışveriş muhabbeti kurmaya çalışsa da başarılı olamaz. Sonra durumu yengeme anlatır…

Yengemin geldiği yerde bu işler çok daha basit bir şekilde, ışık hızında olurmuş, bu yüzden maceralarımdan bahsettiğimde şaşkınlık ve dehşet içerisinde kalır kendisi. Neyse yengem, annemden durumu öğrenir öğrenmez hemen kızın annesinin yanına gider ve mealen şu cümleleri kurar:

-Merhaba, biz sizin kızınızı çok beğendik. Bizim de bir oğlumuz var pek yakışıklı *makinist. Annesi de bu hanım kendisi *kimyager . Siz de kızınızdan biraz bahseder misiniz? Olursa çocuklar bir görüşse, telefonunuzu alsak.

Yengemin bu şaşırtıcı çıkışı karşısında Kızımızın annesi gayet olumlu bir yaklaşımla kızından bir kuple bahseder ve kendi telefonunu yengeme verir. Yengem numarayı alır almaz beni arar bir anlatır bir anlatır ki, aman allahım. Benim aklımdan ne bar rafaeliler ne adriana limalar geçti artık siz düşünün. Beklentimi inanılmaz arttırdı bu konuşma, tabi bir de “Kader ağlarını örüyor mu ne?” düşüncesi durumu iyice çekici kıldı.

Annemler eve geldiklerinde kızımız ile ilgili ütm bilgileri almaya çalıştım; kızımızın ismi *Kübra soyismi *Kara, *Çankaya Üniversitesi Halkla İlişkiler mezunu, *Büyükşehir Belediyesi nde çalışyor. Bu bilgileri aldıktan sonra yüce bilgi kaynağımız internetten hummalı bir araştırmaya giriştim. Onlarca Kübra Kara’ yı araştırdım, üniversitenin internete açık bütün sınav sonuçlarına, hocalarının dokümanlarına, Büyükşehir Belediyesi’ nin çalışanlarına kadar herşeye baktım. Ama bu profilde bir Kübra Kara yoktu malesef.

Sonrasında annem Kübra nın annesi ile görüştü, evlerine ufak bir ziyarette bulunmak istediğini iletti. Ama yine şaşırtıcıdır ki; Kübra nın annesi önce benimle kızının görüşmesini, sonrasında ailelerin görüşmesini istedi. Hafta sonu tekrar görüşmek üzere anlaşıp telefonu kapattılar. Kübra ile görüşmek için haftasonunu beklemeye koyulduk. Bekleme sırasında hayal dünyamda çeşitli seyahatlere çıktım ve beklentim iyice tavan yaptı. Haftasonu geldiğinde annem Kübra’ nın annesini aradı, müsaitse kızlarıyla görüşmek istediğimi söyledi. Kübra’ nın annesi kızının telefonunu verdi ve adet olduğu üzere telefon numrasını söyledikten sonra kızının adını söyledi: “Büşra Kara”. Aman Allah’ ım dı, annem kızın ismini yanlış anlamıştı, tüm internet araştırmalarım boşunaydı. Hemen facebook tan arattım pat diye çıktı, resmi de vardı…Ama bar rafaeli değildi…Adriana, miranda da değildi (kasıtlı abartıyorum:). Beklendiğim gibi çıkmasa da hemen *Büşra yı aradım, meslek taassubundan olsa gerek, çağrı merkezinden biriyle konuşuyormuş gibi hissettirdi biraz, buluşma yerini saatini konuştuk ve telefonu kapattık.

Anneme ve yengeme diyecek laf bulamıyordum, hem o kadar övdüler ve övdükleri gibi çıkmadı, hem de yanlış bilgi verdiler. İsim de yanlış verilmez ki arkadaş ayrıca *Çankaya Üniversitesi’ nde Halkla İlişkiler Bölümü de yok.

Neyse ilk görüşmemi yapacak olmanın heyecanıyla bir kaç farklı kombin deneyip en efendi ama klas olan elbiselerimi giyindim, özel günlerde kullandığım parfümümü sıktım, sinek kaydı traşımı oldum ve buluşmaya gittim. Yıllardır ilk defa bir buluşmaya erken gitmiştim, mekanda ufak bir keşif yaptım sonra Büşra yı aradım, bir iki dakika sonra geldi. Büşra, yengemin dediği gibi renkli gözlü kumral uzun boylu beyaz tenli bir bayandı, açık renkli trench coat vari bir elbisenin altında, kumaş pantolonuna uygun bir topuklu ayakkabı giymişti. Bu haliyle benimle aynı boydaydı ama kendimi baya cılız hissettim yanında.

Az önceki keşif çalışmamda belirlediğim masaya oturduk, siparişimizi verdik ve muhabbet başladı. Enteresan bir gerginlik vardı ortamda, sürekli muhabbet açmaya çalışsamda zaman zaman sinir bozucu bir sessizlik oluyordu. Sinir bozucu olan başka birşey de ben konuşurken Büşra’ nın “hıhı, evet, hıhı, hımm,evet” şeklinde birbirini takip eden çağrı merkezi çalışanı tepkileriydi. Ortak noktaların olma ihtimali olan muhabbetler açmaya çalıştım, laftan lafa atladım, biraz saçmaladım, komik ama tatlı sakarlıklarımdan bile bahsettim ve 45 dakikanın sonunda artık muhabbet bitti. Son olarak sadece tanışma amaçlı görüştüğümü, evlilik gibi bir yükümlülüğün iki taraf için de olmadığını, rahat olması gerektiğini kibarca anlattım. Büşra da beklediği gibi katı kuralları olan dindar bir adam olmadığımı itiraf etmek istediğini söyledi. Teşekkür edip, görüşürüz deyip ayrıldık.

Uzaya fırlatılacak maymun gibi hissediyordum veya amerikan savaş filmlerinde yakınına bomba düşen askerin duyduğu çınlama eşliğindeki sessizlik gibi bir haldeydim.(ya da captain miller gibi http://bit.ly/QBEwBb) Eve gittim annemle konuştum, biraz daha internet araştırması yaptım, yeni fotoğraflarını buldum, beğenip beğenmediğimi, onun beni beğenip beğenmediğini düşündüm. Sonunda çok da beğenmemiş olsamda, tekrar görüşüp biraz daha tanımam gerektiğine karar verdim. 3-4 gün sonra ararım dedim. 4.gün telefonu elime aldım, yarın ararım dedim. 5. gün çok yoğunum dedim aramadım, sonraki gün unuttum, ertesi gün aramalıyım artık diye düşündüm telefonu elime aldım ama aramadım ve bu böyle devam etti. 10. gün artık çok geçti, ne Büşra yı ne de annesini aradık.

Neden böyle davrandım, neden aramadım, bilmiyorum. Yaptığımın ne kadar kötü birşey olduğunun farkındayım. Olumlu veya olumsuz Büşrayı aramalıydım kesinlikle. Onca yıllık hayatımda pişmanlığını duyduğum nadir davranışlarımdan birine imza attım, öküzce davrandım…Üzgünüm Büşra…

 

*Kübra Kara: annemin söylediği yanlış isim *Büşra Kara: annemin bahsettiği kızın doğru ismi *Çankara üniversitesi Halkla ilişkiler: annemin söylediği Büşranın mezun olduğu okulun yanlış ismi

Categories: Uncategorized | Tags: , , , , | 1 Yorum

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.