Olursa Olur

“Bu hikayede Merve rumuzlu misafir yazarımızın başından geçen yaşanmış olaylar anlatılmaktadır. Karakterler tamamen gerçek isimler, mekanlar ve içecekler tamamen hayal ürünüdür. Siz de hikayelerinizi paylaşmak isterseniz abbasarinan@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.”

8273361467_8afc013500_c

Kalabalık ailede büyüyenler bilir, çocuklarla baş edebilmek için bir çeşit sürü psikolojisi içerisinde yetiştirilirsiniz. En büyük çocuk hangi ilkokula giderse diğerleri de peşinden oraya gider, en büyüğün kazandığı okullar diğer kardeşlerce de birinci sırada tercih edilir. Hatta çoğu zaman başarılı olma ya da olmama, aynı yeri kazanabilme ile ölçülür ve siz bunu hiç garipsemesiniz. Ben evin üç numarası olduğumdan, kardeşlere yön vermek gibi bi derdim pek olmadı. Ta ki bilerek ve isteyerek kendimi bu sorumluluğun içine sürükleyene kadar…

Yorucu geçen final haftasını atlatmış, sonuçlar açıklanmış ve ben geçmem gereken en önemli dersten kalmıştım. Tabi bunu kimse bilmemeliydi, çünkü en büyük kardeş ve ikinci kardeş hiçbir dersten kalmadan gül gibi mezun oluvermişti. Aileme yalan söylemenim, onların güvenlerini boşa çıkardığımı düşünmemin stresi içinde kıvranırken annem *Hayriye teyzenin yeğeninin kınasına gitmeyi teklif etti. Suçluluk duygum biraz olsun hafiflesin diye, hiç de sevmediğim ve gitmemek için türlü taklalar attığım bu aktiviteye katılmak durumunda kaldım. Kınaya gittiğimizde aslında çok da fena bir fikir olmadığını düşünür gibi oldum. Kimseyi tanımıyor olmanın verdiği rahatlıkla bol bol oynadım, kurtlarımı bi güzel döktüm. Annemin yüzündeki memnuniyeti ve gözlerindeki gururu görmeliydiniz, ki ben çok kısa bir süre sonra tekrar tekrar ve tekrar görebilecektim. Ertesi gün de maaile düğün salonundaydık tabi ki. Derken sevgili anneme bir telefon geldi, annemin konuşurken ki yüz ifadesini görmeliydiniz. Konuştuklarından anladığım kadarıyla Mürsel bey diye birinin annesi beni görmüş, beğenmiş, oğlu şöyle dindar, böyle namuslu, üniversiteler, şirketler, paralar paralar falan filan..

Ablalarım üniversiteden çoktan mezun olduklarından onlara daha önce pek çok kere benzer teklifler gelmişti. Ancak onlar bütün teklifleri müstehzi bir gülüşle hep kulak ardı etmişlerdi. Benim canımı çok sıkıyordu bu durum, çünkü görücü usulü evliliğin dalga geçilecek bi tarafı yoktu ve ikisinin de evlenmek için önlerinde herhangi bir engel de yoktu. Sanırım ablalarım birbirlerinden aşırı derecede etkileniyordu. Belki biri evlense diğeri de evlenecekti ama biri o müstehzi gülüşü yüzüne kondurmuştu bir kere. Sürü psikolojisi demiştim ya, çok hafife almayın siz onu. Neyse; Annem durumu özetledikten sonra en büyük ablamın dudağının kenarının kıvrılmasına izin vermeden “Olabilir, bi görüşelim bakalım” deyiverdim. O an masadaki bütün kafalar bana döndü, salonda derin bir sessizlik oldu..ve ardından annemin şen kahkahası, gururlu gözleri falan.. Anlık gelişmiş olsa da, bunu ablalarımın kaderini değiştirmek için “önemli ve ciddi bir hamle” olarak gördüğümü hatırlıyorum.

Hasılı kelam, annem ne ara olduğunu hala anlamadığım bir anda hemen geri bildirimde bulundu ve ilk telefonun üzerinden bir saat geçmemişti ki, ikinci bir telefonla Mürsel bey in yarın benimle görüşmek istediği haberi geldi. Şok olmuştum, görücü usulüne tamam da, bu neydi böyle canım… Ben bir iki resim trafiği falan olur, amaç hasıl olunca(ablalarım önderi olduğum psikolojiye girince) da razı olunmaz ve iş biter diye düşünüyordum. Ama annem aynı ivedilikle üzerime gelmeye başladı, pişmanlık kat sayım her an artıyordu. Ama ben rahat görünmeli ve ablalarımın pişmanlığımdan beslenmelerine izin verememeliydim. Topun ağzında olmak zordu gerçekten, büyük ablamı ilk kez ve bir daha olmamacasına anlıyordum sanırım. Hemen  yakın bi arkadaşımı arayıp, durum anlattım. Arkadaş çok rahattı ve beni de rahatlattı sağolsun. “Olursa olur, olmazsa olmaz” sloganıyla anneme tamam dedim, yarın görüşelim.

Ertesi günler her zaman böyle çabuk gelmez ama o gün çabuk geldi. Olursa olur olmazsa olmaz, olursa olur olmazsa olmaz, olursa olur olmazsa olmaz diyerek annemle çıktık yola . Buluşma yeri gayet merkezi bir yerdeydi, *Mürsel bey, abisi ve yengesi ile oraya gelecekti. Sonrasında ise ikimiz ordan ayrılıp başka bir yere oturmaya gidecektik. Buluşma yerine yaklaşırken enteresan bir şekilde muhteşem üçlü ile karşılaştık. Hemen önümüzde ilerliyorlardı, annem bunun iyi bir tevafuk olduğunu düşünse de aslında pek de öyle değildi. Yanlarına gitmedik, annem iyice görebilmem için fırsat verdi bana ve kendince iyi bir şey yapıyordu. Ama atladığı ufak bi nokta vardı;  Mürsel Bey in abisi uzun boylu, esmer, yakışıklı ve sevimli de bi tipti ve aksine Mürsel bey de abisinden çok daha yaşlı görünüyordu. Buluşma yerine gelip Mürsel bey ile tanıştırılana kadar kendisine hiç bakmadım desem yalan olmaz. İlk andaki şoku hemen atlatmış olmayı isterdim ama Mürsel bey bana bu konuda zerre miktarı yardımcı olmuyordu. Sonra Mürsel beyle beraber oradan ayrılarak hemen karşıdaki kafeye geçtik. Meşhur bir yerdi ve Mürsel bey buranın salepini çok seviyordu (hatta bu konu üzerinde biraz fazlaca durdu). Oturduk, ben beklemedeyim, erkek neticede o yönlendirmeli konuşmayı falan gibisinden. Ama Mürsel bey in hiç öyle bi çabası yoktu. Bana bakmadığı bir ara gözlerimle garsonu yakalayıp, masaya çağırdım, böylece siparişleri verebildik. Rahatlamıştım, planın “olmayacaksa olmayacak” kısmındaydım. Ama Mürsel bey in sessizliği beni, garsonu ve sanki tüm herkesi geriyordu. Siparişler geldiğinde daha iyi olacağını sanmam da yanlıştı, çünkü salepi geldiğinde Mürsel bey başka bir aleme geçiş yaptı. Sanki salep ile görüşecekmiş de ben onları buluşturan garsonmuşum gibi davranmaya başladı. Salepi getirdiğime göre yanlarında durmama gerek yoktu.

Bu işler böyle oluyorduysa keşke olmasa mıydı? Biraz daha bekledim, bende çayıma sempati duymaya çalıştım ama olmuyordu.. Sinirlerim tavan yaptığında artık konu açmaya çalışma girişimlerimi de sonlandırdım. Sağ elimi havaya kaldırıp, “heey garson, bak buraya” diye bağırdım. Mürsel bey uykusundan uyanıp, sağa sola bakmaya başladı. Bir iki birşey geveledi, bir iki soru sormaya çalıştı. Derken garson şaşkın şaşkın masamıza geldi “hesabı alabilirmiyim” dedim. Yüksek sesle ve birinci tekil şahısla konuşuyordum. Mürsel bey ise şaşkın bi bana bi salepine bakıyordu. Sanırım hangimizle görüşmeye geldiğini anlıyordu yavaştan. Sonra Hesap geldi, hızlı davranıp çantamdan elli lira çıkardım, masaya koydum, yine yüksek sesle, “üstü bahşiş” dedim ve çıktım. Mürsel bey, garson, müşteriler ve salep öylece arkamdan bakıyordu. Hışımla karşıya geçmek istedim ama arabalar hızlıydı, beklerken Mürsel bey yakaladı beni, bişeyler söyledi ama hiç dinlemedim. İlk buluşma noktasına geldiğimde, abisinin, yengesinin ve en çok da annemin yüzü asıldı. Onların yanına gidip, tanıştığıma çok memnun olduğumu belirtip annemle oradan uzaklaştık..

Mürsel bey in neden öyle davrandığını merak etmedim ama annem sonralardan “salep içerken konuşmayı sevmeyen biriymiş” gibi bişeyler söyledi. İlk görüşme için fazla talihsiz olsam da eğlendiğimi söyleyebilirim. Sonradan o kafeye salep içmeye bile gittim arkadaşlarla, çok güzel bulmadım ama..şekeri çok, tarçını az…Hikayenin akışına kapılıp bu maceraya atılma sebebini unuttuysanız hatırlatayım ablalarıma önder oldum, amaç hasıl oldu…

*Hayriye teyze: yeğeninin kınasına gidip beğenildiğim annemin arkadaşı, *Salepçi Mürsel bey: ablalarım için kendimi feda edip görüştüğüm beyefendi.

Categories: Uncategorized | Tags: , , , , , , , | Yorum bırakın

Yazı dolaşımı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: